Varlığın Ne Olduğu Problemi


Kategoriler: Felsefe

Varlık bir oluş mudur, yoksa mutlak değişmez bir varlık mıdır? sorusu, felsefe tarihi içinde çok çeşitli şekillerde cevaplandırılmıştır. Varlığı oluş, idea, madde, hem idea hem madde olarak kabul edenler olduğu gibi, fenomen olarak ele alıp, inceleyenler de olmuştur.



1. Varlığı Oluş Olarak Kabul Edenler (Dinamizm)

Bu görüşün ilk temsilcisi Herakleitostur. Herakleitos, varlığın ne olduğunu ve ana maddesini araştırmıştır. Ona göre, varlığın ana maddesi ateştir. Var olan her şey, ateşten meydana gelmiştir ve yine ateşe dönecektir. Evrendeki her varlık, ateşin çeşitli hallere dönüşümünden oluşmuştur. Örneğin, ateş değişmez bir yasa gereği buhar, su ve toprak haline gelir. Sonra tekrar ateş olan aslına döner. Herakleitos, örnekte görülen bu 0luşu bütün varlığa yayar. Ona göre varlık, düzenli bir şekilde yanıp sönen bir ateştir. Bu oluşun başlangıcı ve sonu yoktur. 20. yüzyılda Whitehead de varlığı oluş olarak kabul eder. Ona göre, varlığın ne olduğunu anlamak için doğrudan doğruya doğaya yönelmek gerekir. Doğa, içinde dinamik ve canlı bir oluş taşır. Bu oluş içinde, her şey birbiriyle ilişkilidir. Whitehead, doğada birbirini tamamlayan iki zıt gücün (Tanrının iki yönünün) var olduğunu belirtir. Bu güçlerden birisi doğaya yaratıcılık, diğeri ise süreklilik olanağı verir. İşte her şeyin birbiriyle ilişkili, her şeyin birbirine bağımlı olduğu oluş içindeki doğada yaşayan bir unsur da insandır. İnsanın kendisiyle doğa arasında hiçbir boşluk yoktur.

2. Varlığı İdea Olarak Kabul Edenler (İdealizm)



Felsefe tarihinde bu görüşün temsilcileri, Platon, Aristoteles, Farabi ve Hegerdir.

Platon’un Varlık Anlayışı

Platon varlığı iki kısma ayırır. Birincisi İdealar evrenindeki varlıklar, ikincisi görünüşler evrenindeki varlıklar. İdealar evrenindeki varlıklar, asıl varlıklardır. Görünüşler alemindeki varlıklar ise İdealar alemindeki varlıkların birer yansımasıdır. Örneğin; duyularla algıladığımız (insan, hayvan, bitki gibi) hiçbir şey gerçek değildir. Bunların gerçekleri İdealar evreninde vardır. İnsanın, hayvanın, bitkinin birer ideası vardır. Bu evrende duyularla algılanan ne varsa, İdealar evreninde var olan kendi ideasından pay alır. Çünkü bu evrendeki her varlık, İdealar evrenindeki aslı olan ideaların gölgesi ve görüntüsüdür. Örneğin; tahtaya çizdiğim üçgen silinip yok olabilir fakat kafamdaki üçgen ideası asla yok olmaz ve her zaman vardır. İdealar alemindeki oluş, sürekli ve sınırsızdır.

Aristotelesin Varlık Anlayışı



Aristoteles de varlığı idea olarak kabul etmektedir. Ancak ona göre idea; varlığın dışında değil, varlığın kendisiyle birliktedir. Aristoteles ideayı varlıkların formu şeklinde tanımlamıştır. İdea, maddenin şekli olduğu için maddeden ayrı olamaz. Her oluşumun da mutlaka maddesi ve formu vardır. Aristoteles’e göre, en yüksek varlık, salt form yani Tanrı’dır. Bütün varlıklar, oluşlarını bu ilk hareketi veren doğurucu, Oluşturucu salt form’dan alır.

Farabi’nin Varlık Anlayışı

Farabi, varlık konusundaki görüşlerinde Aristoteles’ten etkilenmiştir. Ancak Farabi bu konudaki düşüncesini, İslamiyet’in temel kurallarına dayanarak açıklamıştır. Ona göre, bütün varlıkların temelinde, asıl varlık yani zorunlu varlık olan Vacibül-Vücud vardır. Bütün varlıklar varlıklarını bu saf iyilik ve akıl olan Tanrı’dan alırlar. Tanrı kendi başına vardır. O, varlığını hiçbir şeyden almamıştır, öncesi ve sonrası yoktur. Saf ve mutlak akıl (Tanrı), dereceli olarak varlık tabakalarını yaratmıştır. Bu tabakalaşma ilk varlıktan başlayarak, nesneler dünyasında maddeye kadar inmiştir.

Hegel’in Varlık Anlayışı

Alman filozofu Hegel, “Varlık nedir?” sorusuna “İdea’dır.” biçiminde cevap vermiştir. Ancak idea yerine mutlak ruh adını verdiği geist kavramını kullanmıştır. HegeI’in düşüncesinde mutlak ruh (Geist) organik ve inorganik varlıklar dünyasında, (bitki, hayvan vb) her türlü varlık tabakalarını gerçekleştirerek, insanda ortaya çıkar, akıl olur. Varlık, mutlak ruh’un, kendi kendini aşması, bir amaca doğru ilerlemesi, kendini bulması, kendi bilincine ve özgürlüğüne varması sonucunda oluşur.



3. Varlığı Madde Olarak Kabul Edenler (Materyalizm)

Varlığın madde olduğunu öne süren düşünürler; Demokritos, Thomas Hobbes, La Metlrie ve Karl Marx‘dır. Varlığı madde olarak kabul eden filozoflara materyalist filozoflar denir. Materyalist filozoflar, madde dışında bir gerçeklik kabul etmediklerinden metafiziksel problemleri benimsemezler. Aklı bile maddenin fonksiyonu olarak kabul ederler.

Demokritos’un Maddeci Atom Öğretisi

Demokritosa göre, dünyadaki her şeyin ve dolayısıyla dünyanın başlangıcının ilk maddesi (arkhesi) atomlardır. Atomlar hiç değişmeyen, büyüklük ve şekil bakımından sabit yapıda olan varlıklardır. Atomlar uzayda sürekli olarak hareket halindedir. Devamlı olarak birbirleriyle, farklı şekillerde, zorunluluktan dolayı birleşirler. Atomlar sonsuz sayıdadır, bölünmez ve yok olmazlar. Varlıkların oluşumu bir araya gelen atomların sayesindedir. Ruh bile, diğer Varlıklardan farklı olarak ince atomlardan oluşmuştur. Varlıkların ölümü ise oluşumunda bir araya gelen atomların birbirinden ayrılmaları ve dağılmaları sonucu gerçekleşir. Bu görüş şekli, maddeciliğin (materyalizmin) düşünce alanına attığı ilk adımlardan biridir denilebilir.

Thomas Hobbes’un Cisim Öğretisi

Hobbes’a göre, varlık cisimlerden oluşmuştur. Çünkü maddi olan da, ruhi olan da doğal nedenlere bağlıdır. Tanrı bile maddi nitelikte doğal bir nedendir. Töz, yani kendi kendine dayanan her şey, ancak bir cisim olarak düşünülebilir. Töz niteliğinde olan şey, bilinç dışında bulunan şeydir. Dolayısıyla her töz bir cisimdir ve her olay bir harekettir. Evrendeki tüm değişiklikler de hareket yüzünden olur. Cisimler, doğal cisimler, yapay cisimler ve toplumsal cisimler olarak üçe ayrılır. Felsefe, bu üç cismin tümünü konu almalıdır.



La Mettrie’nin Makine – İnsan Öğretisi

La Mettrie, insanı bir makine olarak düşünür. Ona göre, bütün ruhi hayatımız, bedenimizin yapısına bağlıdır. Bedene bağlı olmayan bir ruh düşünülemez. İnsan, bu anlamda bir makinedir. Bu bakımdan hayvanla insan arasında hiçbir fark yoktur. Fark, yalnızca beynin insanda daha fazla gelişmiş olmasıdır. Ona göre varlık, maddedir. Ruhsal hayattaki tüm oluşumlar organik hayatın ürünüdür. Ruh, beyin tarafından yönetilen bedenin bir öğesidir.

Karl Marx’ın Maddeci Öğretisi

Karl Manda göre, madde İnsan bilincinin dışında ve ondan bağımsız olarak vardır. Maddenin özü ise harekettir. Ona göre, insan beyni, doğanın ürünüdür ve düşünme de maddi olan insan beynin bir fonksiyonudur.

4. Varlığı Hem Düşünce Hem Madde Olarak Kabul Edenler (Dualizm)

Bu görüşün temsilcisi Descartes’a göre, varlık hem düşünce hem de maddedir. Ona göre, bütün varlık iki cevher (töz) den oluşmuştur. Ruhu ruh yapan özelliği düşünme, maddeyi madde yapan özelliği ise yer kaplamadır. İki cevherden madde yer kaplamakta, diğeri ise düşünmektedir. Madde ile ruh arasında bir ilişki yoktur. Bunlar mutlak olarak birbirinin zıttıdır. “Ruh ile beden nasıl oluyor da etkileşim içerisine girebiliyorlar?” sorusuna Descartes şöyle yanıt verir: “Kafatasının arkasında bulunan kozalaksı bezde etkileşim içerisine giriyorlar.”



5. Varlığı Fenomen Olarak Kabul Edenler

Alman filozofu Edmund Husserl, bu görüşün temsilcisidir. Husserl’e göre, varlık fenomendir. Fenomen (görünen), insanın bilme yeteneğinin temelinde bulunan bilincin belirlediği varlıktır. Diğer bir ifadeyle, bu varlığın insan (suje) için taşıdığı anlamdır, özdür. Husserl’e göre fenomenler, tek tek algılanan nesneler değildir. Tek tek nesnelerin ifadesi olan bütünsel (tümel) kavramlardır. Örneğin, tek tek algılanan elma, portakal, erik gibi meyveler değil, düşünce yoluyla bütünsel olarak bilinen meyve kavramıdır. İşte varlık alanında, asıl gerçek olan bu öz fenomenlerdir. Bunlar zaman ve mekan kavramıyla sınırlanamazlar. Hertürlü rastlantıdan kurtulmuş, hiçbir şeye indirgenemeyen özlerdir.

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
22 Haziran 2019 Cumartesi