Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm)


Kategoriler: Felsefe

Varoluşçuluğun öncü isimleri şunlardır: Sören Kierkegaard, Karl Jaspers, Gabriel Marcel, Jean Paul Sartre ve Martin Heidegger.



Kierkegaard

Kierkegaard, düşünceleriyle Varoluşçu felsefenin biçimlenmesinde çok büyük bir yeri bulunan Danimarkalı filozoftur. Kierkegaard’a göre felsefe Aristotelesten bu yana hep özlerle, idealarla, her türden mantıksal kurgularla ilgilenmiştir. Bu yüzden bireyin gerçek yaşamı gözden kaçmıştır. Kierkegaard, ilk eleştirilerini bu tutuma ve bu tutumun büyük temsilcisi Hegel’e karşı yapar. Ona göre, soyut düşüncelere dalmak ile ya da doğa bilimlerinde yapıldığı gibi ölçüp biçmekle bireyin varoluşu anlaşılamaz.

Kierkegaard’a göre, soyut düşünmede varoluşla ilgili kaygılarıyla birlikte tek kişi olarak insanın kendisi unutulmuştur. Bu bakımdan somuta, insana yönelmeyi önemser. Kierkegaard nesnel düşünme karşısına, öznel düşünmeyi koyar. Nesnel düşüncede kişisel tutkunun, sevgi ve nefretin, ilginin kısaca her içten olan şeyin öldüğüne inanır. Öznel düşünen, kendi gerçek varoluşunun iç yönünü ortaya koyarak felsefe yapar. Kierkegaard şu çağrıyı yapar: ”Yaşamını boşuna harcama, günlerini öldürme, uyku içinde geçirme, uyan ve insan oll” Bütün yaşamını, doymuşluğu içinde uyuklayan insanları nasıl uyandırabileceğini düşünmekle geçirdiğini söyler. Kierkegaardün düşüncesinin temelinde kendi içinde diyalektik bir sıra izleyen üç aşamalı bir varoluş anlayışı yatmaktadır:



  • “Estetik varoluş aşaması”nda (sanat felsefesi değil): insan, pek çok imkana sahip olmakla beraber onları gerçekleştirmeyi düşünmez. Bu evrede insan; bakarak, görerek yaşamın tadını çıkarır. Ancak insan kısa sürede boşluğa düşer.
  • “Etik varoluş aşaması” hakikat olarak var olmak demektir. İnsanın önündeki imkanlardan birini seçerek kendini gerçekleştirmesidir.
  • “Dinsel varoluş aşaması”nda insan, ebedi yanını gören ve Tanrının iradesiyle yaşayan tek varlıktır. İnsanın korkusu, melankolisi bu şekilde teselli bulur.

Sartre

Klasik felsefe bir özler araştırmasını amaçlıyordu. Varoluşçu felsefe, doğrudan doğruya varoluşa, insanın öznel bütünlüğüne yönelir ve özleri bu varoluştan giderek belirler. Sartre’nin formülleştirdiği “Varoluş özden önce gelir.” ilkesi varoluşçu felsefe tarafından son derece önemsenir. Buna göre insanın bitkilerden, hayvanlardan ve diğer Varlıklardan farklı olarak önceden belirlenmiş bir özü yoktur. İnsan önce var olur, sonra insan kendi kendini belirler.

Heidegger

Heidegger’e göre, felsefenin birincil görevi varlığın sesini işitmektir. Çünkü varlığın anlamı Batı düşüncesinin felsefi geleneği tarafından unutulmuştur. Yalnızca insan varlık sorusunu sorabilir. Bu olgu, yalnızca insanın varlığın anlamını anlayabileceğini gösterir. İnsan, varlığın bir ön anlayışına sahiptir. Dolayısıyla, var olmak varlığa açık olmaktır. Heidegger’e göre dünyada gördüğümüz taş, toprak, kalem, kağıt gibi şeyler varlığın kendisi değildir. Bunlar var olanlardır. Varolanlardan kalkarak “varlık” a ulaşmamız gerekir. Var olandan varlığa ulaşmanın tek yolu insandır. İnsan bir yönüyle taş, toprak gibi bir varolandır. Ama ayrı bir özelliği vardır; kendi üstüne düşünebilir. Kendisi de bir varolan olduğundan, kendisinden kalkarak varlığın gizini yakalayabilir, varlığı ancak insan anlar. Varoluşçulara göre insan hem kendini hem de varlığı sorgular. Hiçbir gergedan “Ben gergedan mıyım neyim, ben kimim, ne olmalıyım?” türünden sorular sormaz. Vejeteryan bir leopar yoktur, etçil bir geyik de yoktur. Varlığın anlamını, yaşamın amacını soran bir hayvan da yoktur. İnsan ise farklıdır; “kendini bilmek” insan türünün belki de ilk insanlardan itibaren kendi kendine sorup durduğu evrensel bir sorudur. Kendini bilmek, insanı tanımak problemi çağımızda da geçerlidir.



Prof. Dr. Özcan Köknel’in “Kaygıdan Mutluluğa Kişilik” adlı kitabında vurguladığı üzere modern psikoloji ve psikiyatri “kendini bil” ilkesini ruh sağlığının temel ilkesi olarak tanımlar. Ancak kendini bilmek, bilimin sınırlarını aşar. Çünkü kendini bilmek esas olarak insanın varoluş amacıyla, atahmin yaşamın anlamıyla mutlak iyi ve mutlak güzelle ilgilidir. İnsan-bilim profesörü Bozkurt Güvenç’in “İnsan ve Kültür” kitabında belirttiği gibi “İnsanın niçin yaratıldığı, hayatın anlamı, mutlak iyi, güzel ve doğrunun neler olduğu, bugün için bilimsel yöntemlerle cevaplanması mümkün gözükmeyen sorular”dır.

Fransız bilim adamı Alexis Carrel, modern bilimlerde “insanı inceleyenlerin kendi kendilerine sordukları soruların büyük bir kısmı cevapsız kalıyor…” demektedir. Carrel’in bu düşüncelerini savunduğu “İnsan Denen Meçhul” adlı eserinin Nobel Ödülü almış olması da dikkate değer. Çağdaş filozof Max Scheler de insan probleminin çağımızda doruk noktaya çıktığına işaret etmektedir

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
22 Haziran 2019 Cumartesi