Felsefe ile Tanışma


Kategoriler: Felsefe

İlkel insanın, gördükleri, duydukları, hissettikleri onu düşünmeye zorladı; çünkü insan deneyimsiz ve bilgisizdi. Güneş, ay, bulutlar, şimşek, gök gürlemesi gibi anlayamadığı ve dikkatini çeken her şey üzerine düşündü. Fakat o düşündüklerini doğaüstü güçlere başvurarak açıklamayı denedi.



Çevresinde yaratan, yöneten, yok eden ve yeniden yaratan bir güç vardı. Ne olduğunu bilmediği ve anlam veremediği, gizemli bir güçtü bu. Soyut varlıkları kavrayamayan insan aklı, bu gücü kavrayabilme çabası içerisinde, bu varlıkları somuta dönüştürme gereksinimi duymuş olmalı ki, kendi yaşamını örnek alarak düşünmeye başladı. Şöyle bir sonuca vardı; yakın ve uzak çevresinde, her yerde, hep hareket vardı. Hareket onun için hayat ve irade demekti. Çünkü kendisi hare- ket ediyordu ve bunu kendi iradesi ile yapıyordu. İstediği zaman yürüyor, istemediği zaman duruyordu. Elini, ayağını, parmaklarını, başını oynatmak onun isteğine bağlıydı. Öyleyse kendi kendine, kendi isteğiyle hareket eden her şey ve gökyüzünde gördüğü yuvarlaklar canlı olmalıydı. Tüm çevresi ve üzerindeki boşluk, güçlü ve akıllı, kendi iradeleri olan canlılarla doluydu. Hepsi de istekleri, güdüleri, sevgileri, öfkeleri, nefretleri olan insanlar gibiydi ama onlarda kendinde olmayan bir şey, gizemli bir güç vardı.

İnsan bu akıl yürütmesiyle içinde yaşadığı Dünya’da, o Dünya’nın kendisi gibi sakinleri olan sayısız güçlü varlıklar, gizemli ruhlar yarattı. Bunun adı mitos idi. İlkel insan, çevresinde olup biten olayları açıklamada doğaüstü güçlere dayandı. Bilgiyi de pratikte işe yaraması için istedi. Fakat öyle bir an geldi ki insanoğlu mitoslardan uzaklaşarak bilgiyi, bilginin kendisi için istemeyi ve süreç içerisinde kendi aklına ve gözlemlerine dayanarak, doğayı doğal güçlerle açıklamayı öğrendi. Amacı ise pratik bilginin üstünde teorik bilgiye yükselmek ve gördüklerinin kavramsal formlarını oluşturmaktı. Bütün bu özellikleri yerine getiren insan tipine o dönemde sadece İyonya’da rastlamaktayız.



İyonyalılarda dogmaya ve batıl inanca kuşkuyla bakılması ve düşüncenin bunlardan bağımsız, özgürlük içerisinde geliştirilmesi gerektiği fikri, eleştirel düşünceden kaynaklanmıştır. Homeros’un ve Hesiodos’un mitolojisiyle ve kozmolojisiyle, evrenin doğaüstü ve mitolojik yapısıyla tatmin olmayan kimi düşünürler, doğaya bakarak ve akıllarını kullanarak merak etmeye başladılar. Doğanın ilk kez eleştirel olarak gözlemlenmesi sonucunda ilk adım atılmış oldu. İyonya felsefesi bu meraklanmanın sonucunda, doğanın ve evrenin sırlarına akılsal bir çözüm bulmak; düşünceleri doğaüstünden yere indirerek doğayı doğanın içinde, doğal nedenlerle araştırmak isteği ile başlamıştır. Felsefenin başlangıç yeri olarak Miletos şehir devleti, felsefeyi başlatan kişi olarak da Thales gösterilir.

Neden Dünya’nın bir başka yeri değil de Miletos?

M.Ö. 10. yüzyıl dolaylarında bir kıyı kenti olarak kurulan Miletos, 7. yüzyılda önemli bir ticaret merkezi ve liman kentidir. Öteki kent devletleriyle, Fenike’yle, Mezopotamya’yla ve Mısır’la yaptığı ticaretle zenginleşmiş, artı ürüne geçmiştir. Böylece bir uygarlık merkezi olmuştur.

Ticaret sadece mal değiş – tokuşu değildir. Aynı zamanda ticaret o malın nasıl üretildiği hakkındaki bilgi ve tekniklerin de öğrenilmesini sağlar. Miletos’ta ekonomik yapının mükemmelliği, bilgi birikiminin varlığı, hoşgörüyü de beraberinde getirmiştir. Bütün bu nedenler şartları olgunlaştırmış ve felsefeyi Miletos’ta başlatmıştır.



Not:

Felsefe;
– duymak, değil anlamak,
– bakmak değil görmek,
– dokunmak değil hissetmektir.

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
22 Haziran 2019 Cumartesi