Osmanlı Sosyo-Ekonomik Yapısında Değişiklikler 11. Sınıf


Kategoriler: 11. Sınıf Tarih, Değişim Çağında Avrupa ve Osmanlı 11. Sınıf, Tarih

Osmanlı’nın XVI. yüzyılın sonlarından itibaren yapmış olduğu yoğun savaşlar ve Celali isyanları, Anadolu’da üretimin düşmesine ve taşrada devlet otoritesinin zayıflamasına yol açmıştır. Bu gelişmeler tımar sisteminde aksaklıklar yaşanmasına ve vergilerin azalmasına ve tımarlı sipahi sayısının azalıp Yeniçeri sayısının artmasıyla da hazine giderlerinin artmasına sebep olmuştur. XVII. yüzyılda meydana gelen bütçe açıkları tağşişlere yani paranın kenarlarının kırpılarak aynı miktar gümüşten daha fazla para kesilmesine yol açmış ve yüksek enflasyon artışları görülmüştür.

Osmanlı ekonomisinin bozulmasında dış gelişmeler de etkili olmuş ve özellikle Coğrafi Keşifler sonucunda sömürgelerden gelen gümüş gibi kıymetli madenler Avrupa’dan sonra Osmanlı topraklarında da hızla yayılmıştır. Piyasada gereğinden fazla gümüşün bol, ucuz ve kolay bir şekilde bulunuyor olması gümüşün alım gücünü düşürmüştür. Ekonomik dengelerin bozulmasıyla zor durumda kalan devlet daha küçük ve hafif akçe basmak suretiyle 1584’te parada ayarlama yapmak zorunda kalmıştır. Bu gelişmeler Osmanlı Devleti’nde XVI. yüzyıl sonlarından itibaren enflasyonun yükselmesine zemin oluşturmuştur.



Aynı dönemde Osmanlı’da ise fiyat artışı yıllık olarak ortalama % 1,3 olarak gerçekleşmiştir. Osmanlı’da iki tane hızlı enflasyon dönemi yaşanmıştır. Bunlardan birincisi XVI. yüzyılın sonlarından XVII. yüzyılın ortalarına kadar süren bir dalgadır ve yaklaşık 5 kat fiyat artışı görülmüştür. XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan ikinci dalganın sebebi ise tağşişlerdir.

XVI. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı bütçeleri açık vermeye başlamış ve bu açık zamanla büyümüştür. Zaman zaman maaşını alamayan yeniçeriler isyan etmişler ve devlet görevlileri kimi zaman askerin maaşını ödemek için saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirmek zorunda kalmıştır. XVII. yüzyılda hazinenin bu derece açık vermesi; savaş giderlerinin ve saray harcamalarının artması ile ticaret yollarının değişmesi
gibi etkenlerin sonucudur.

Avrupa’daki Merkantilist Ekonomi

XVI. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan, günümüz kapitalizminin temellerinin atan merkantilizm akımı, ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte yaygınlık kazanmıştır. Avrupa merkantilizmi, servet birikimini esas alması, yerli sanayilerde ve ihracatta sürekli bir büyümeyi hedeflemesi ve bu büyümeyi destekleyecek bir ticaret dengesinin kurulması sonucunda sanayi devrimine ve serbest piyasa ekonomisine doğru yol almıştır.

Merkantilizme göre bir milletin refahı anaparanın miktarına bağlıdır. Ekonomik servet veya anapara devletin elinde tuttuğu, altın, gümüş miktarı veya ticari değer ile ölçülür. Merkantilizme göre, yönetim ekonomide korumacı bir rol oynamalı, dış satımı desteklemeli ve dış alımı sınırlandırmalı ve bu sayede bol miktarda altın ve gümüş biriktirmelidir.

XVIII. yüzyıl sonlarına doğru Sanayi İnkılabı ve kapitülasyonların yıkıcı etkisini görene kadar ekonomiyi bir bütün olarak görmeyen Osmanlı’da, yerli sanayiyi himaye etme fikri de gelişmemiştir. İthalat yani dış alım, pazarda mal bolluğu sağlamak açısından yararlı görülmüş ve bunun sonucu olarak da dışarıdan mal getiren batılı tüccarlara çok rahat kolaylıklar sağlanmıştır.

Merkantilist ekonomi, Osmanlı İmparatorluğu için cazip bir örnek oluşturmamıştır. Osmanlı sistemi ekonomik olarak da siyasal olarak da toprak zenginliğine dayandığından, Osmanlı topraklarına giren gümüş de ticaret veya sanayi yatırımlarına yönelmemiş ve ancak toprağa yatırmış ve elinde bir miktar parası olan, iltizam satın almayı önemsemiştir.



Modern dönemler öncesi Osmanlı ekonomisi, kendine yeten, insanların aç kalmaması esasına dayalı geleneksel bir yapıya sahipti. Dolayısıyla büyümek, zenginleşmek gibi bir hedef çok fazla görülmemiştir. Avrupa kapitalizminde olduğu gibi, başka insanların sömürülmesini esas alan bir ekonomi anlayışı yoktu. XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti Avrupa’ya hammadde satan ve Avrupa’dan sanayi ürünleri satın alan ülke durumuna gelmiştir.

Askerî Yapıda Modernleşme

Haçlı Seferlerinin ardından Doğu Akdeniz limanlarının kontrol altına alınmasıyla Avrupa ve İslam dünyası arasındaki ticaretin gelişmesi, Avrupa’da kralların ve feodal beylerin bu ticaret üzerinden elde ettikleri gelirleri de artırmıştır. Öte yandan Avrupa’da oluşan ekonomik güç, daha büyük askeri birlikler oluşturmaya imkân sağlamış ve önceki çağlarda görülmedik ölçüde askeri büyüme sağlanmıştır.

Feodalitenin yıkılışı Avrupa ekonomisini de değişime uğratmış, ülke içinde ve uluslararası alanda ticari faaliyetler gelişmiştir. Feodal yapılarda görülen, toprak zenginliği düşüncesinin yerini, madenlere yani altın ve gümüşe sahip olma düşüncesi almıştır. Yeni Çağ başlarında gelişen ticaret, şehirlerin nüfusunu artırmış ve şehirlerde yaşayan Burjuva sınıfını güçlendirmiştir. Avrupa devletleri arasında yaşanan ekonomik rekabet de zenginliği beraberinde getirmiştir.

Yeni Çağ başlarında Avrupa da askeri yapıda da önemli değişimler yaşanmıştır. Avrupa’da ilk olarak Fransa’da, daimi profesyonel askeri birlikler oluşturulmuş ve bu dönemlerde artık askerlik bir vatan görevi olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Ordularda ateşli silahların kullanımı yaygınlaşmış, hızlı hareket edebilen ve hafif silahlarla savaşan ordular ortaya çıkmıştır. Avrupa devletleri yeni askeri düzenlemeleri yaparken Osmanlı askeri sistemini örnek almıştır.

Avrupa’da askeri gelişim, ateşli silahların kullanımının yaygınlaşması ile kendini göstermiştir. Avrupa coğrafyasında Osmanlı ordularının yaygın olarak kullandıkları ateşli silahlar, zamanla Avrupa orduları tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle İstanbul’un Fethi’nde kullanılan büyük çaplı topların benzerleri, zamanla Avrupa kralları tarafından da kullanılmış ve feodalitenin zayıflatılmasına, krallıkların güçlenmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca barutun kullanılması ve silah teknolojisindeki gelişmeler savaşları çok pahalı hale getirmiştir.

Askeri gelişimin önemli aşamalarından biri de zamanla okçuların yerini tüfekçilerin almaya başlamasıdır. Avrupa’daki askeri devrimde genel eğilim farklı savaşçı unsurların aynı ordular içinde eşgüdümlü olarak kullanılması şeklindedir. Mızrakçılar, tüfekçiler, okçular, piyadeler ve süvarilerden oluşan karma ordular, savaşın farklı aşamalarından öne çıkartılarak kullanılmaktadır. Genel eğilim, yakın dövüşten kaçınmaya dayalı olsa da örneğin İskoç savaşçıları, saflar halinde dizilen unsurların tek el tüfek atışı ile başlayan, ardından da tüfeklerin yere bırakılmasıyla, yerdeki kalkan ve uzun kılıçlar alınarak, barut dumanı arasından, çok hızlı bir şekilde düşman hatlarına saldırmaya dayalı bir taktik uygulamışlardır. Zamanla tüfeklere süngü takılmasıyla da yakın dövüş ile uzak çatışma bir bakıma birleştirilmiştir.

Bir başka değişiklik de gemi teknolojisinde yaşanmıştır. Yüksek bordalı, dayanıklı kalyonların yapılması ve bunların üzerine topların yerleştirilmesi Avrupalı insana gemilerle yeni dünyalar aramanın kapısını açmıştır.

1740 Kapitülasyonları



Osmanlı Ordusunun Finansı İçin Alınan Tedbirler

 Mukataa Topraklar

Malikane Usulü

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
20 Haziran 2020 Cumartesi