İlk Devletlerde Gücün Meşruiyet Kaynağı


Kategoriler: 9. Sınıf Tarih, İnsanlığın İlk Dönemleri, Tarih

  • MÖ 1700’Ierde Anadolu’da kurulan Hitit Devleti’nde kralların, gücünü tanrıdan aldığına inanılır ve emirleri tanrının emri olarak görülürdü. Fakat krallar kendilerini tanrı olarak görmezlerdi. Hititlerin yönetimi dine dayalı bir krallık veya teokratik monarşi olarak ifade edilebilir.
  • Bir diğer Anadolu medeniyeti Urartularda krallar yaptıkları işleri tanrıları “Haldi” adına yaparlardı. Yani krallar tanrı değildi ama onun yerine hükmederlerdi.
  • Yunan medeniyetinin temellerinin atıldığı Girit Adası’nda yöneticiler; sanat, ticaret, din gibi hemen her konuda söz sahibi olup egemen sınıfı oluştururdu. Yöneticilerin din adına söz sahibi olması yönüyle yönetimleri teokratikti.
  • İyonlar, genel olarak Yunan tanrılarına inanırlardı. Tanrılar adına yapılan tapınaklarda bulunan din adamları ve kâhinler, krallar üzerinde etkili olurdu. Bununla birlikte soyluların yönetimdeki etkisi daha büyüktü.
  • Sümer şehir devletlerinin başında rahip krallık anlayışını benimsemiş “Ensi” denilen yöneticiler bulunurdu. “Ensi”ler en yüksek rahip, yargıç ve komutandı. Sümer şehirlerinde herkesin saygı duyduğu tanrılara adanmış “ziggurat” adı verilen tapınaklar vardı. Tapınakları yöneten rahip sınıfı yöneticiler üzerinde etkiliydi.
  • Asur ve Babillerde kral, büyük tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olan rahip krallardı. Babil kralı Hammurabi, rahip kral anlayışından farklı olarak kendisini adaletin kralı olarak ifade etmiş ve mutlak krallık anlayışını getirmiştir.
  • Mısır coğrafi özelliklerinden dolayı dış saldırılara ve etkilere büyük ölçüde kapalı bir bölgedir. Bu nedenle sık sık istila ya da göçlere uğramamıştır. Bu durum Mısır’da kendisine özgü bir medeniyetin oluşmasını sağlamıştır.
  • Mısır medeniyetinin ilk dönemlerinde krallar, tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. Ancak zamanla tanrı-kral anlayışı yerleşmiştir. Firavunlar; toprakların, malların ve insanların sahibi olarak görülmeye başlanmıştır.
  • Makedonya Krallığı, Yunan şehir devletlerinde olduğu gibi aristokrasi ile yönetilirdi. Soylulardan oluşan konsül, geniş yetkilere sahipti. Makedonya Kralı II. Philippos (Filip) Dönemi’nde bu durum değişmiş, konsülün yetkileri sınırlandırılmıştır.
  • Makedonya Kralı II. Philippos, bütün Yunanistan’a egemen olarak “Helen Birliği”ni meydana getirmiştir.
  • I. PhiIippos’tan sonra Makedonya Kralı olan Büyük İskender, Pers İmparatorluğu’nu yıkarak Anadolu, İran, Mezopotamya, Mısır ve Hindistan’a kadar ilerlemiştir. Bu durum Doğu ve Batı kültürlerinin kaynaşarak Helenizm adında yeni bir kültürün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Helenizm, Asya ve Avrupa’da kurulan imparatorlukları etkilemiştir.
  • Büyük İskender, Mısır’da tanrı- kral ilan edilmiştir. Yine Batı Anadolu’da Didim Apollon Tapınağı kâhini tarafından “Zeus’un oğlu” olarak adlandırılmıştır. Böylece gücünün meşruiyet kaynağını tanrısallaştırmıştır.
  • Roma İmparatorluğu’nda sırasıyla krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemleri yaşanmıştır. Krallık ve cumhuriyet dönemlerinde yönetim aristokratların elindedir. Cumhuriyet döneminde senatonun etkisi azalmıştır. Augustus (Agustus) Dönemi’nde yönetim saltanata dönüşmüştür. Roma İmparatorluğu’nda “Dünya İmparatorluğu” fikri gelişmiştir.
  • İlk Çağ medeniyetlerinde gücün meşruiyet kaynağı olarak soy kavramı da önemliydi. Örneğin; Asurlarda bir kral zorla başa geçse bile kendinden önceki krallarla bir akrabalık bağı kurma gayreti içinde olurdu.

Bilgi: ilk Çağ uygarlıklarına bakıldığında genel olarak;



  • Tek kişinin egemenliğine dayanan krallık ve monarşi (Babil, Urartu)
  • Rahip kral anlayışına dayanan teokratik monarşi (Sümer, Hitit)
  • Halkın yönetime katılımını sağlayan demokratik (Yunan, İyon)
  • Belli bir sınıfın egemenliğine dayanan aristokrasi ve oligarşi (Yunan, İyon, Lidya)
  • Kralın Tanrı ya da Tanrının oğlu olduğu anlayışına dayanan tanrı-kral (Mısır)

yönetim şekilleri görülmüştür.

Soru: Bir yerleşim bölgesinde yapılan kazılarda, aynı katmanda, topraktan yapılmış çanak çömleklere ve tunçtan yapılmış süs eşyalarına rastlanmıştır. Bu bulgulardan burada yaşamış toplumla ilgili,
I. Daha gelişmiş bir toplumdan etkilenmiştir.
II. İki farklı devir aynı anda yaşanmıştır.
III. Tarihi devirlere geçilmiştir.
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

Soru: Tarih öncesi devirler, Yontma Taş Devri, Cilalı Taş Devri ve Maden Devri gibi dönemlere ayrılmıştır. Bu ayrımın yapılmasında aşağıdakilerden hangisinin belirleyici olduğu savunulabilir?
A) Tarımsal faaliyetlerin başlaması
B) Ateşin denetim altına alınması
C) Kullanılan araç ve gereçlerin yapısı
D) Hayvanların evcilleştirilmesi
E) Kültürel ilişkilerin artması

Soru: Tarih öncesi dönemler her yerleşim bölgesinde aynı zaman diliminde yaşanmadığı gibi tarihi devirlere de farklı dönemlerde geçilmiştir. Bu durumun en önemli nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Toplumlararası etkileşimin yavaş olması
B) Bölgelerin coğrafi koşulları
C) Göçebe yaşam tarzının hâkim olması
D) Savaşların yoğun olmaması
E) Yerleşik yaşama geç geçilmesi

Soru: Bir yerleşim bölgesinde yapılan kazılar sonucu tarih öncesi dönemlerin tümüne ait kalıntılar bulunmuştur. Aşağıdakilerden hangisi bu yerleşim bölgesinde bulunması beklenen kalıntılar arasında gösterilemez.
A) Tarım aletleri
B) Antlaşma metinleri
C) Çürümüş tahıl taneleri
D) Tunçtan yapılmış süs eşyaları
E) Bitki Iiflerinden dokuma parçaları

Soru: Bir yerleşim bölgesinde yapılan kazılarda bu bölgede yaşayan toplumun tarımla uğraştığı araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu saptama;
I. sulama kanallarına rastlanması,
II. tahıl saklama kaplarının bulunması,
III. demirden yapılmış saban ve oraklara rastlanması buluntularından hangileriyle kesinlikle kanıtlanır?

Soru: İki farklı yerleşim bölgesinde yapılan kazılarda aynı zaman diliminde ortaya çıkarılan eşya ve aletlerin birbirine benzediği görülmüştür. Bu durum;
I. bölgelerin birbirinden etkilendiği,
II. ihtiyaçlarının birbirine benzer olduğu,
III. tarihi devirlere geçtikleri
yargılarından hangilerinin göstergesi olduğu savunulabilir?

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
20 Haziran 2020 Cumartesi