Virüsler Nedir, Özellikleri


Kategoriler: 9. Sınıf Biyoloji, Biyoloji, Canlılar Dünyası

Virüs kelimesi Latince “zehir” anlamına gelir. Bakterilerin, ökaryot olan bitki ve hayvanlardaki hücrelere oranla daha basit yapılı ve küçük hücreden oluşan prokaryot organizmalar olduğunu öğrendiniz. Virüsler, prokaryot ve ökaryot hücrelerin sahip olduğu yapı ve metabolik sistemi içermeyen daha küçük oluşumlardır. Hem canlılara hem de cansızlara ait özellikler İçerirler. Virüsleri, protein bir kılıf ve onun içindeki nükleik asitten oluşan hastalık yapıcı partiküller olarak tanımlamak mümkündür.



Virüslerin Yapısı ve Özellikleri

Virüsler çok basit bir yapıya sahip varlıklardır. Genel olarak bir virüs üç kısımdan oluşur. Bunlardan birisi nükleik asit
yani genetik maddedir. Virüslerin genetik maddesi DNA ya da RNA’dan herhangi birisidir. Virüsü oluşturan ikinci yapı
kapsit olarak adlandırılan protein kılıftır. Virüsün nükleik asidi bu protein kılıf ile çevrilidir. Virüsteki diğer yapı da tanıma
uçları olarak isimlendirilen protein yapılı çıkıntılardır. Bir veya birden fazla olabilen bu çıkıntılar, virüsün enfekte edeceği
hücreyi (konakçıyı) tanımasını sağlayan özgül yapılardır.

Virüslerde hücre zarı, çekirdek ve organeller yoktur. Ayrıca beslenme, büyüme, hareket, enerji üretimi gibi canlılık faaliyetleri de bulunmaz. Çoğalma özellikleri vardır, ancak bunu da uygun bir konakçı hücre içinde gerçekleştirebilirler. Bundan dolayı zorunlu hücre içi paraziti olarak kabul edilirler. Konakçı hücre bulamadıklarında kristalize olup uzun süre bu şekilde kalabilirler. Virüsler, metabolizma için gerekli enzimleri içermezler ve kendi proteinlerini sentezlemek için gerekli unsurlardan yoksundurlar. Ancak Virüslerde belirli bir organizasyona sahip olma, protein ve genetik madde bulundurma gibi canlılık özellikleri de bulunur. Bu durumda virüsler canlı mıdır cansız mıdır? Bu soru biyologlar arasında hala devam eden bir tartışma konusudur. Günümüzde bu varlıklar hiçbir canlı alemi içinde sınıflandırılmazlar.

Virüslerin çoğalması

Ökaryot canlıların virüsleri genellikle belirli hücre ve dokulara yerleşip çoğalabilir. Örneğin soğuk algınlığı virüsleri üst solunum yollarında, çocuk felci ve kuduz virüsleri beyinle omurilikte, Hepatit B virüsü karaciğerde, AIDS virüsü akyuvarlarda, çiçek ve kızamık virüsü deride çoğalır. Virüsler konakçılarını, onların zarlarındaki proteinler yardımıyla tanırlar.

Virüsler çoğalabilmek için önce genetik maddelerini yabancı hücre içine enjekte ederler. DNA’larını eşlemek ve protein kılıflarını oluşturmak için istila ettikleri hücrenin kaynaklarını kullanırlar. Bakterileri konakçı hücre olarak kullanan virüslere bakteriyofaj veya sadece faj adı verilir. Aşağıda bir bakteriyofajın bakteri hücresi içinde nasıl çoğaldığı gösterilmiştir.



Dikkat: Bazen fajın DNA’sı bakteri hücresine girdikten sonra bakteri DNA’sına bağlanır. Bakteri çoğaldıkça fajın DNA’sı da eşlenmiş olarak yeni hücrelere iletilir. Sonuçta fajın DNA’sını taşıyan bir bakteri topluluğu ortaya çıkar. Bu mekanizma virüslerin konakçı hücreyi parçalamadun çoğalmasını sağlar.

Virüsler Ve İnsan Sağlığı

Bir virüsün vücuda yerleştiği dokunun hücre bölünmesi ve kendini yenileme yeteneği ile virüsün bu dokuya vereceği zarar arasında bir ilişki vardır. Örneğin virüsün bulaştığı solunum yolu epitelinin kendini yenileme yeteneği fazla olduğu için soğuk algınlığı hastalığından tamamen kurtuluruz. Ancak çocuk felci virüsünün zarar verdiği sinir hücreleri bölünemediği için, bu hastalıkta çoğunlukla kalıcı etkiler ortaya çıkar. Virüslerin neden olduğu birçok hastalık bulunur. Bunlardan bazıları üzerinde kısaca duralım.

AIDS: AIDS, “Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” anlamına gelir. Bu hastalık insanlarda bağışıklık sisteminin HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) tarafından işlevsiz hale getirilmesi sonucu ortaya çıkar. AIDS’li kişilerde bağışıklık sistemi zayıfladığı için vücudun çeşitli hastalıklara karşı direnci ortadan kalkar. Bu durumda zatürre, kanser gibi hastalıkların ortaya çıkışı kolaylaşır. AIDS’li bir kişi genellikle birkaç hastalığın bir arada olması sonucu yaşamını yitirir. HlV’in bulaşmasından sonra AIDS hastalığının belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre birkaç yıl hatta bazen daha uzun süre sonra ortaya çıkmaktadır. AlDS’in belirtileri lenf bezlerinde şişme, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, ağızda mantar enfeksiyonu, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, kilo kaybı, ishal, öksürük vb. etkenlerdir. Kesin tanı için ELİZA testi yapılır.

HIV virüsü vücut dışında uzun süre yaşayamaz. Cinsel ilişki, kan nakli ve ortak şırınga kullanımı virüsün bulaşmasına yol açan en önemli faktörlerdir. Ayrıca HIV, plasenta ya da süt yoluyla virüsü taşıyan anneden bebeğine bulaşır. Buna karşılık virüs gündelik temaslarla, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma gibi yollarla bulaşmaz. Sivrisinek ve diğer böceklerin sokması da HlV’in yayılmasına yol açmaz.

Kuduz: Bu hastalığı, beyni etkileyen virüsler oluşturur. Kuduza yol açan virüs hayvanların salyasında bulunur ve genellikle ısırma suretiyle insana bulaşır. Köpekler, kediler, tilkiler ve yarasalar bulaşmaya neden olan hayvanlardır. Kuduza yol açan virüs vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek beyne ulaşır ve orada iltihap yapar. Kuduza karşı en etkili yöntem aşıdır. Ancak kuduzun belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak aşının veya kuduz serumunun faydası olmaz ve ölüm gerçekleşir.



Uçuk (Herpes): Bulaşıcı olan bu hastalık, kızarık bir zeminde minik su kabarcıkları şeklinde belirti verir. Genellikle dudakta, ağız ve burun delikleri çevresinde çıkar. Stres, ateşli hastalık, aşırı yorgunluk, uykusuzluk gibi vücut direncini düşüren olaylar uçuk oluşmasını tetikler. Bu hastalık tedavi edilmezse 5 ile 7 gün arasında kendiliğinden geçer, fakat bu dönemde kaşıntı ve sızlama yaparak rahatsızlığa neden olur.

Grip: Bir tür virüsün solunum yollarına yerleşerek burada çoğalmasıyla oluşan bulaşıcı hastalıktır. Virüs, vücuda girdikten 1 – 2 gün sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Hastalık, sağlıklı kişilerde ortalama bir haftada geçer. Ancak çocuklarda, yaşlılarda, kronik hastalığı olan kişilerde (kalp, akciğer, şeker vb. hastalıklar) çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varan sonuçlara yol açabilmektedir.

Grip tedavisinde antibiyotik kullanılmamalıdır. Çünkü antibiyotikler virüslere değil bakterilere etki ederler. Grip virüsü çok sık değişen bir yapıya sahiptir. Bu durum gribe karşı etkin bir aşı geliştirilmesini ve vücudun uzun süreli bağışıklık oluşturmasını engeller. Hastalığı en kısa sürede atlatmak için mutlaka dinlenmek gerekir. Ayrıca bol sulu gıdalar, taze meyve ve sebze tüketilmelidir.

Hepatit B: Karaciğerde meydana gelen iltihaplanmadır. Hepatite yol açan değişik virüsler (A, B, C, D, E) vardır. Bunlardan hepatit B virüsü, gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorundur. Bu virüs karaciğere yerleşerek orada çoğalır ve zamanla karaciğeri tahrip edebilir. Hepatit B bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığa yakalananların bir kısmı tam olarak iyileşmeyip taşıyıcı olarak kalır. Taşıyıcılar hasta olmasa bile hastalığın bulaşmasında ve yayılmasında büyük tehlike oluşturur. Taşıyıcılar için risk yıllar sonra başlayabilir. Bu kişilerin bir kısmında hastalık kronikleşerek siroza, ileri dönemde de karaciğer kanserine dönüşebilmektedir.

Hepatit B virüsü en yaygın olarak kanla bulaşır (kan yoluyla bulaşma, HIV’den 100 kat daha fazladır). Ayrıca virüsü taşıyan anneden bebeğine de geçebilir. Hepatit B’ye karşı aşı ile etkili bir biçimde korunmak mümkündür. Aşı yüksek oranda bağışıklık sağlar ve bu bağışıklık en az 5 yıl devam eder.

Virüsler ve Genetik Mühendisliği

Genetik mühendisliği, bilim insanlarının genleri ve bir organizmadan alıp diğerine aktarmalarına imkan veren bir teknolojidir. Günümüzde birçok bitki ve hayvana gen transferi yoluyla yeni özellikler kazandırılabilmektedir.



Genetik mühendisleri bazen bir genin kopyasını oluştururlar. Buna “gen klonlaması” adı verilir. Gen klonlamasında istenilen proteini sentezleyen gen, ait olduğu hücreden özel yöntemlerle kesilerek çıkarılır. Daha sonra bu gen bir taşıyıcı (vektör) aracılığıyla alıcı bir hücreye nakledilir. Günümüzde yaygın olarak kullanılan taşıyıcılar bakteri plazmitleri ve virüs DNA’Iarıdır. Alıcı hücreye taşıyıcı aracılığıyla genin aktarımı sağlandıktan sonra bu hücreler çoğaltılır. Böylece istenilen ürünü sentezleme yeteneğine sahip yüzlerce yeni hücre meydana gelir. Örneğin insanlarda insülin hormonunun sentezini sağlayan gen, bir taşıyıcı aracılığıyla bakteri hücrelerine aktarılmakta ve bu bakteriler insülin homonu sentezleyebilmektedir. Bu hormon da şeker hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır.

Daha önce de anlatıldığı gibi bakteriyofajlar bazı durumlarda DNA’sını girdiği bakteri hücrenin DNA’sına ilave ederler. Gen klonlaması yapılacağı zaman, kopyalanacak gen, önce bakteriyofajın DNA’sına eklenir. Bakteri hücresine giren virüs DNA’sı bakteri DNA’sına bağlanır. Bakteri, hızla bölünüp çoğalınca istenilen genin birçok kopyası elde edilmiş olur. Genetik mühendisleri virüsler aracılığıyla insanlardaki kalıtsal hastalıkları tedavi edebileceğini düşünmekte ve bu konudaki araştırmalarını sürdürmektedir.

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
15 Haziran 2019 Cumartesi