Dil – Kültür İlişkisi

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendine özgü yasaları olan bu yasalar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş sistematik bir yapıdır. İnsanların maddi, manevi yönünün yanında bir de sosyal çevresi vardır. Kişi, sosyal çevrede sağlıklı bir yaşam sürmek için sağlıklı bir iletişim kurmak zorundadır. Bu iletişimi kurmak ise tamamıyla dile bağlıdır. Bir milletin çağlar boyunca yaşadığı bütün duygu, düşünce ve hayallerin yansımalarını dilde buluruz. Bu anlamda dil, bir milletin hayatının aynasıdır ve millî kültürün temelidir.



  • Kültür ise bir toplumun tarihinde oluşan maddi ve manevi değerler bütünüdür. Kültürü ifade etmek söz konusu olduğunda akla gelen ilk şey dildir. Dil millet denen sosyal varlığı birleştirir. Milleti oluşturan fertler arasında duygu ve düşünce akımı meydana getirir. Milletler duygu ve düşüncelerini yazıya geçirince daha sağlam bir birlik meydana gelir. Çünkü yazı sayesinde duygular ve düşünceler hem zaman hem de mekân içinde yayılır. Kültür kavramının içine dil, gelenek ve görenekler, musiki, resim, mimari, aile, hukuk, tarih, üretim ve tüketim, inançlar vb. girmektedir. Bir ulusa bağlı olan her birey, o milletin kültürünü, dilini, dinini, zevkini, inançlarını vb. beraberinde taşır. Bu yönden bakıldığında kültür, bireyleri aşan, onlara yön, biçim ve kişilik veren bir varlıktır.
  • Dil, kültürün aynasıdır. Kültür, gelecek kuşaklara dil yardımıyla aktarılır. Bu bağlamda dil ile kültür arasında kuvvetli bir bağ olduğu söylenebilir. O kadar ki bir ulusun yaşayış biçimi, inançları, gelenekleri, dünya görüşü vb. hakkında hiçbir bilgimiz olmasa, onun dilinin söz varlığına, söz hazinesinin derinliğine bakarak o toplumun kültürüyle ilgili önemli bilgiler edinebiliriz. Örneğin dilimizin ve edebiyatımızın en eski ürünlerinden olan Köktürk Yazıtları’nda en çok geçen kavramların “budun (ulus, halk), kagan (kağan), sü (asker, ordu), yagı (düşman) vb. olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar, Türklerin o çağdaki savaşlarla dolu, hareketli bir yaşamının olduğuna işaret etmektedir.
  • Bir dilin yiyecek ve içecekleriyle ilgili sözcükler maddi kültürü hakkında bilgi verir. Halk ağızlarındaki “bulgur, dövme, bazlama, közleme, tarhana” gibi binlerce ad, maddi kültürü aydınlatması bakımından önemlidir.
  • Akrabalık bağlarının Türklerde ne ölçüde sıkı olduğunu, insan ilişkilerine verilen önemi yine dilimizdeki söz varlığına bakarak anlayabiliriz. “Baldız, görümce, bacanak, elti” gibi başka dillerde olmayan sözcükler bunun göstergesidir.
  • Tüm bunlarda gösteriyor ki dil ve kültür arasında sıkı bir ilişki vardır. Dil ve kültürün birçok ortak noktası vardır. Bu bağlamda dil ve kültürle ilgili şunları söylemek mümkündür:
  • İkisi de aynı topluma ait olduğundan millî özellikler taşır.
  • Toplumu oluşturan bireylerin iletişiminde önemli rol oynar.
  • İkisi de gelişimini sürdürür.
  • Birbirini tamamlayan ayrılmaz bir bütündür.
  • İkisinin de kendine özgü kuralları ve özellikleri vardır.
  • Geçmişle gelecek arasında bir köprü işlevi görür.
  • Toplum yaşamından büyük izler taşır.
  • Bir toplumun oluşmasında ve varlığını sürdürmesinde önemli etkendir.
  • Kültürün temel sorunları, gelişme sürecinin yönü ve içeriği açılarından ortaya çıkar. Aynı sorunlar dilde yaşanır. Bu süreçte kültürün temel meselesi, bağımsızlığını koruyabilmektir; yani, hayatı kendi bakış açıları, değerleri ve ölçüleri ile kurabilmektir. Her dilin kendine has atasözleri, deyimleri, nüktelerinin olması ve bunların bir başka dile aktarılmasındaki zorluklar, her dilin ayrı bir inanç yapısının, bakış açılarının, ayrı bir imkânlar ve yönelişler dünyasının eseri ve aynası olduğunu göstermektedir. Yine her dilin, öfkesini, sevincini, tasasını, saygısını ifade biçimleri de bu konularla ilgili deyimlerinin zenginlik yahut yoksulluğu da farklıdır. Bazı diller soyutta, bazı diller somutta zengindir. Bazılarında duygu ifadelerinin zenginliği, bazılarında tarafsızlık hatta soğukluk vardır. Kültür ne ise, dil de odur. Kültürün ilgi alanları ne yönde ise, dil de o yönde zenginleşmiştir.

İnsan dil sayesinde düşündüklerini ve gördüklerini tespit edebilmekte, bunları nesilden nesile aktarabilmektedir. Böylece bir kuşağın başarılarından daha sonra gelen kuşaklar da yararlanma olanağı bulabilmektedir. Eğer dil olmasaydı her kuşak kendi dönemi içindeki kapalı kutuya girecek ve bir insanlık tarihinden söz edilemeyecekti. Kültür kavramı içinde yer alan ve yüzyıllardır yapılanlar ve ortaya konan başarılar, dil sayesinde korunabilmekte ve gelişebilmektedir. Tüm bunlar dilin, insan yaşamında ne denli önemli bir yeri olduğunun göstergesidir. İnsan yaşamının odağında da iletişim olduğuna göre gerek insan yaşamı, gerek insan iletişimi, varlığını bir yönüyle dile borçludur.

Yeryüzünde tüm toplumlar yüzyıllardır, gerek maddi gerek manevi alanda, kültürel değere sahip olan sayısı bilinmeyecek kadar çok eser ortaya koymuşlardır. İşte bu eserler gelecek kuşaklara dil sayesinde aktarılır. Örneğin İslamiyet’ten önceki döneme ait olan ve Türk kültürünün önemli bir parçası olan destan, koşuk, sağu, savlar, Orhun Yazıtları dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz insanları o eserleri okuyarak o dönemle ilgili bilgi sahibi olabilmektedir. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli bir kültür taşıyıcısıdır. Kişiyi nasıl, inançları ayakta tutuyorsa bir milleti de dünya milletleri arasında ayakta tutan, ona canlılık veren kültür değerleridir. Bu kültür değerleri dil yardımıyla geleceğe taşınmakla birlikte dil, kültürden beslenir. Kültürel Ögeler dilin gelişmesinde, canlı kalmasında önemli rol oynar.

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
30 Haziran 2018 Cumartesi