Geçmişten günümüze bilgilerin aktarılması

İnsanlar var olduğu günden beri kendisine verilen akıl ve merak duygusu sayesinde yaşadığı çevreyi tanımaya, sahiplenmeye bir takım şekiller ve sembollerle ifade etmeye çalışmıştır. Öyle ki yazının icadından önce bile ortaya konan basit çizimlerle haritacılığın adeta temelleri atılmıştır. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen ve Çatalhöyük’teki (Konya) kazılarda bir evin duvarında bulunan Çatalhöyük Şehir Planı haritası günümüzden yaklaşık 8200 yıl önce yapılmıştır. Haritacılıkta İlk Çağ’da yaşanan gelişmelerin ardından Orta Çağ’da (4763-1453) özellikle Avrupa’da kilisenin baskısı nedeniyle diğer bilimlerde olduğu gibi haritacılık bilimi de inişe geçmiştir.



İslam dünyası 1100-1500 yılları arasında haritacılık anlamında en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde Müslüman coğrafyacılar tarafından ortaya konan ve insanlığa miras bırakılmış olan en değerli kartografik eser İdrisi’nin Dünya Haritası’dır. 15. yy başlarında başlayan keşiflerle hassas ve kapsamlı harita ve aletlere gereksinim duyulmuş, Müslümanlardan bu dönemde pusulayı öğrenen Avrupalılar cesaretle okyanuslara açılmış ve dünyanın bilinmeyen yerlerini bir bir keşfetmeye başlamıştır. 16. yy başlarında ise bir bütün olarak dünya haritaları Kristof Kolomb gibi gezginlerin seyahatleri ışığında yapılmaya başlanmıştır.

Türkler tarafından yapıldığı bilinen en eski harita Kaşgarlı Mahmud’un çizdiği dünya haritasıdır. Bir dil bilimci olan Kaşgarlı Mahmud bu haritayı Türkçe’nin değişik şivelerle konuşulduğu bölgelerini göstermek için çizmiş ve Divanu Lugati’t Türk adlı kitabına eklemiştir. Haritada Orta Asya’nın büyük bir kısmı, Çin, Japonya ve Kuzey Afrika gösterilmiştir. Osmanlıda haritacılık alanındaki en ünlü eser ise Piri Reis’in yazdığı Kitab-ı Bahriye’dir.



Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz