İkinci Yeniler Temsilcileri Sanatçıları Özellikleri AYT


Kategoriler: Türk Dili ve Edebiyatı

İKİNCİ YENİ ŞİİRİ

Garip akımının şiiri basite indirgeyen tutumuna tepki olarak ortaya çıkan ve 1950’den sonra gelişen şiir akımıdır.



Muzaffer Erdost, “İkinci Yeni” adını ilk defa “Son Havadis”te, sonra da 1956 yılında Pazar Postası’ndaki bir yazısında kullanmıştır.

Sezai Karakoç istisna edilecek olursa Mehmet Kaplan’ın tespitine göre, “Bizde İkinci Yeni adı ile anılan akım, gerçeküstücülük, imgecilik akımı ile Marksist ideolojinin bir karışımıdır.”

İkinci Yeni şiir anlayışının tipik / özgün örnekleri arasında Oktay Rifat’ın “Perçemli Sokak”, Edip Cansever’in “Yerçekimli Karanfil”, Cemal Süreya’nın “Üvercinka”, İlhan Berk’in “Galile Denizi”, Turgut Uyar’ın “Dünyanın En Güzel Arabistanı”, Sezai Karakoç’un “Körfez”, Kemal Özer’in “Gül Yordamı”, Ülkü Tamer’in, “Soğuk Otlar Altında”, Ece Ayhan’ın “Kınar Hanım’ın Denizleri” adlı eserleri sayılabilir.

İkinci Yeni şiiri, nesnenin genel görüntü dünyasını değiştirme dileğiyle soyutlamaya gider.



Soyutlama eğilimi, betimleyici niteliği ve biçimi bozan tavrına uygun olarak kullandığı imgelerle İkinci Yeni şiiri,  divan şiirindeki Sebkihindî akımına benzer.

Şahıs kadrosunu genellikle mitolojiden seçerler ve özellikle Yunan mitolojisinden alınan sembolik tipleri (Meduza, Phoenix gibi) kullanırlar.

Halkın yaşam alanlarından ve kültürel yaratımlarından uzaklaşmak isteyen İkinci Yeniciler, Garip şiirinin halk şiiri ve folklordan yaptığı tip, imge ve söylem ödünçlemelerine kapıları kapatırlar.

Folklorik malzemenin şairin kişiliğini ezeceğini savunduklarından “folklor şiire düşman” sloganını geliştirirler.

Düşünce arka planlarını genellikle varoluşçu düşünürlerin (bilhasa J.P. Sartre) görüşleri; estetik arka planlarını ise daha çok gerçeküstücüler ve dadacıların sanat anlayışları belirler.

Biçimin içerikten önce geldiğini savunan İkinci Yeniciler, siyaset dışı kalmaya özen gösterirler.



İmgeye kapılarını yeniden ve sonuna kadar açmışlardır.

Edebî sanatlara özgürlük tanımışlardır.

Garipçiler edebî sanatlara karşı çıkmışlar, İkinci Yeniciler ise çağrışımlara, imgelere, edebî sanatlara kapıları sonuna kadar açmışlardır.

Garipçilerin basitlik, aleladelik ve sadelik özelliklerinden ayrılmışlardır.

Garip şiirinde vesikalı yarlar, Süleyman Efendiler, Dalgacı Mahmutlar şiir kahramanı olmuş; İkinci Yeniler, seçkin daha doğrusu şiir birikimi ve ön hazırlığı olan bir okura hitap eder. Okurdan uzaklaşmışlar yahut mutlu, aydın azınlığa seslenmişlerdir.

‘Kapalı olmak’ gibi ‘okurdan uzaklaşmak’ ve az okunmak da İkinci Yeni’nin her zaman geçerli bir ilkesi değildir.

İkinci Yeni, okurları umursamadığı gibi halkı da umursamamıştır.



İkinci Yeniler, şiirlerinde hiçbir sosyal konu ya da olayı işlememişlerdir.

Nükte, şaşırtma ve tekerlemeden kaçınmışlar; ironi, şaşırtma, humor gibi unsurlar İkinci Yenide yer almamıştır.

Akıl dışına yönelmişlerdir; bunun için -seyrek de olsa- aklın kuralları, mantığın ilkeleri aşılır yahut çiğnenir, gerçeğin niteliği bozulur yahut düzeni yıkılır.

Cemal Süreya’nın “Laleliden dünyaya doğru giden bir tramvaydayız” dizesi İkinci Yeni’nin akıl kavramını dışlamasını çok iyi yansıtır.

Duyguya ve çağrışıma yaslanmışlardır.

İlhan Berk’in “sözcük her şeydir”, Cemal Süreya’nın “Şiir geldi kelimeye dayandı” ifadeleri İkinci Yeninin duygu ve çağrışıma verdiği önemi yansıtır.

Konuyu, hikâyeyi, olayı, diyaloğu şiirden atmışlardır.

İkinci Yeniciler en çok dil konusunda eleştirilmiştir çünkü şiir dilini yaşayan Türkçeden ve günlük dilden soyutlamışlardır.



Konuşma diline, ortak dile sırt çevirmişler, Türkçenin yapısını zorlamışlar, dil bilgisi kurallarını önemsememişlerdir.

Seslerle hecelerin, sıfatlarla isimlerin yerlerini değiştirmişler, öznesi olmayan ya da anlamı tamamlamayan cümleler düzenlemişler, birbiriyle ilgisiz ya da az ilgili sözcükleri yan yana getirmişlerdir.

“Giriyor bir kumru içeri camdan çatlak.”
(Bir kumru çatlak camdan içeri giriyor.)

Anlatımda karıştırımlara başvurmuşlardır: Bunun için duyular ya da algılar birbirine karıştırılır: Bir duyunun, algının yerine öbürü konulmuş; değişik izlenimler, karşıt duyumlar ve imgeler, arasında eşitlik kurulmuş; duyulardan (göz, kulak, burun, dil, deri) birine ilişkin algılar ya da sıfatlar başka bir duyuya mal edilmiştir.

“En akıllı tarafımdır balıkla deniz tutmak”
“Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt emmeye”
“Baharı seller götürdü boğuldu yaz”

Alışılmamış bağdaştırmalara yer vermişler, günlük dile uymayan ve yadırganabilecek kullanımlara başvurmuşlardır.

“Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda” (E. Cansever)

“Ay sessiz sedasız bir çingenedir.” (C. Süreya)
“Yalnızlığın dükkânlarında hasır koltuklarında oturduk.” (İ. Berk)
“Bir bülbül içimde sedefle kaplanıyor.” (S. Karakoç)
“Yüzüklerinde altın parmaklar takılıymış.” (E. Ayhan)



Sözcüklerde sapmalara yer vermişler, olağan dil bilgisi ve sözcük bilgisi dışında şairler tarafından yeni sözcükler türetilmiştir. Kök ve ekler, yeni kök ve eklerle birleştirilerek olağan dilde olmayan yepyeni sözcükler oluşturmada kullanılmıştır.

“bir bach konsertosunun dudakları gibi çilek korkunç hu”
“Dirim kısa ölüm uzundur cehennete herhal abiler”
“Topağacından aparthanlarda odası bulunmaz” (Ece Ayhan)

“Üvercinka”
“Gözleri göz değil gözistan”  (Cemal Süreya)

“O zaman bütün İstanbulistan Vizansiyadan sarıdaydı
Vizansiyanın rengi eski bir yapraktır” (Turgut Uyar)

“Senleniyorsun böyle bir gecenin içinden bana” (İlhan Berk)

Dize başlarının küçük harfle yazılması, dize içinde cins bir ismin baş harfinin büyük yazılması gibi yazım kurallarını ilgilendiren sapmalara yer vermişlerdir.

“Dipsiz kuyularda analarının kahrı
azalmış galata’da iki deli çocuk
bacakları uzamış rıhtımda” (Ece Ayhan)

Kafiye geleneksel biçimiyle olmasa da şiirin ses olanakları arasındadır.

Şiirin özünde birey olarak insan yer alır. İnsanın açmazları, korkuları, tutku ve aşkları, yaşama bilinci…

Temsilcileri: Cemal Süreya, Edip Cansever, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Turgut Uyar, İlhan Berk



Belli Bir Dönem İkinci Yeniyi Benimseyen ya da İkinci Yeniden Etkilenenler: Ülkü Tamer, Tevfik Akdağ, Kemal Özer, Yılmaz Gruda, Ercüment Uçarı, Ali Yüce, Ahmet Oktay, Özdemir İnce, Turgay Gönenç, Süreyya Berfe, Cahit Zarifoğlu, Egemen Berköz, İsmet Özel

CEMAL SÜREYA (1931—1990)

EDİP CANSEVER (1927—1985)

SEZAİ KARAKOÇ (1933-…)

İLHAN BERK (1916-2008)

TURGUT UYAR (1927—1985)

İlk şiirlerinde Garip şiirinin etkisi hissedilir; bu şiirlerinde aşk, ayrılık, ölüm gibi konuları işler.

1950’den sonra yazdığı şiirlerinde toplumsal değerler ve gelenekle çatışan kişinin yalnızlığını işlemiştir.

Şiirde sürekli bir arayış içinde olan sanatçı, halk ve divan şiirinin birikimlerinden de yararlanarak özgün bir şiire ulaşmıştır.

“Divan” adını verdiği şiir kitabında divan şiiri geleneğine bağlı kalarak gazel, kaside, rubai, münacat, naat gibi biçimleri dönüştürerek kullanmıştır.

İkinci Yeni’nin öncü isimlerinden olan sanatçı, şiirle düzyazı arasındaki ayrımı kaldırmıştır.

İmge, çağrışım, soyutluk ve kapalı anlatım onun şiirlerinin özelliğidir.

Eserleri



Şiir: Arz-ı Hal, Türkiye’m, Dünyanın En Güzel Arabistanı, Tütünler Islak, Her Pazartesi, Divan, Toplandılar, Kayayı Delen İncir, Dün Yok mu, Büyük Saat (Bütün Şiirleri)

ÜLKÜ TAMER (1937-2013)

Ölüm ve yiğitlik temalarını aşk teması çevresinde işler.

Çocuk duyarlılığını öne çıkaran şair olarak tanınmıştır.

Dilin yalınlığını göz ardı etmeden soyutlamalara gitmiştir.

Mitolojiden, halk edebiyatından, özellikle modern İngiliz ve Amerikan şairlerinden yararlanarak biçim bakımından düzyazıya yakın örnekler vermiştir.

Halk şiiri biçim ve türlerine ilgi göstermiş ama kendi sesini korumuştur.

Eserleri

Şiir : Soğuk Otların Altında, Gök Onları Yanıltmaz, Ezra ile Gary, Virgülün Başından Geçenler, İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür, Sıragöller, Antep Neresi, Yanardağın Üstündeki Kuş

Hikâye: Allaben Öyküleri

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
20 Haziran 2020 Cumartesi