Beşeri Sistemler konu anlatımı video 10. sınıf coğrafya


Kategoriler: Ders Videoları

1. BÖLÜM: NÜFUS

Beşeri Sistemler: Nüfus 1 video 10. sınıf Yavuz Tuna

Beşeri Sistemler: Nüfus 2 video 10. sınıf Yavuz Tuna



Beşeri Sistemler: Nüfus 3 video 10. sınıf Yavuz Tuna

Beşeri Sistemler: Nüfus 4 video 10. sınıf Yavuz Tuna

Beşeri Sistemler: Nüfus 5 video 10. sınıf Yavuz Tuna

Nüfusun Özellikleri ve Önemi video 10. sınıf Hocalara Geldik



Dünyada Nüfusun Dağılışı video 10. sınıf

Nüfus Piramitleri video 10. sınıf Hocalara Geldik

2. BÖLÜM: TÜRKİYE’DE NÜFUS

Türkiye’de Nüfus video 10. sınıf Hocalara Geldik

3. BÖLÜM: GÖÇ

Beşeri Sistemler: Göç video 10. sınıf Hocalara Geldik

Göçlerin Nedenleri ve Sonuçları konu anlatımı video 10. sınıf coğrafya ygs İsabet Akademi

Türkiye’de göçlerin nedenleri ve sonuçları video 10. sınıf Hocalara Geldik



4. BÖLÜM: EKONOMİK FAALİYETLER

Beşeri Sistemler: Ekonomik Faaliyetler video 10. sınıf Hocalara Geldik

DÜNYA NÜFUSUNUN TARİHSEL SÜREÇTEKİ DEĞİŞİMİ

Tarihî süreçte dünya nüfusunun sürekli olarak artış gösterdiği kabul edilmektedir. Ancak bazı dönemlerde bu artışta hızlanma, bazı dönemlerde de yavaşlama olmuştur. Dünya nüfusunda ani artışların olduğu dönemlere sıçrama dönemi denir. Dünya nüfusunda genel olarak 3 ana sıçrama dönemi yaşanmıştır.

Birinci Sıçrama Dönemi: Yaklaşık 1 milyon yıl önce insanın çeşitli aletleri icat etmesiyle başlamıştır. Geliştirdiği bu aletler sayesinde insan, avcılık yaparak besin ihtiyaçlarını temin etmiş; aynı zamanda vahşi hayvanlardan da korunmuştur. Bu dönemdeki gelişmeler, insan ömrünün uzamasında dolayısıyla nüfus artışına yönelik bir sıçrama döneminin yaşanmasında etkili olmuştur.

İkinci Sıçrama Dönemi: Yaklaşık 10 000 yıl önce yerleşik hayata geçen insanlar, hayvanları evcilleştirmiş ve tarımla uğraşmışlardır. Gıda ihtiyaçlarının yürütülen tarımsal faaliyetlerle karşılandığı bu dönemde daha düzenli beslenme ve hayat şartları oluşmuştur. İnsanların hayat standartlarına olumlu etki yapan bu gelişme ile dünya nüfusunda ikinci sıçrama dönemi yaşanmıştır.

Üçüncü Sıçrama Dönemi: Sanayi Devrimi’yle beraber meydana gelmiştir. Tıpta ilerlemeler sağlanmış, beslenme ve sağlık koşullarının gelişmesiyle insanın yaşam standartları yükselmiştir. Bu durum, nüfusun kayda değer bir artış göstermesini sağlamıştır. İlk olarak Avrupa’da ortaya çıkan Sanayi Devrimi, bu kıtada önemli oranda nüfus artışını da beraberinde getirmiştir. Avrupa ve Kuzey Amerika’da 1800’den itibaren gelişen yaşam koşulları, diğer kıtalara çok daha geç bir zamanda ulaşabilmiştir.

20. yüzyıl, dünya nüfusunun insanlık tarihindeki en büyük artışına sahne olmuştur. 1900 yılında yaklaşık 1,5 milyar olan dünya nüfusu günümüzde 7,5 milyara ulaşmıştır. Nüfusun gelişim seyrine bağlı olarak yapılan hesaplamalar, dünya nüfusuna ait artış hızının 1970’lerden itibaren düştüğünü göstermektedir. Nüfus artış hızı 1970 itibarıyla yıllık %2’nin üzerinden yavaş yavaş düşmeye başlamış, 2010’da %1 civarında olan bu hızın 2050’ye gelindiğinde ise %0,5 düzeyine düşeceği tahmin edilmektedir. Buna rağmen dünya nüfusu artmaktadır. Örneğin 2016 yılında bir önceki yıla göre dünya nüfusu yaklaşık 83 milyon kişi artmıştır. 21. yüzyılın ortalarında ise bu artışın 40 milyona gerilemesi beklenmektedir. Mevcut nüfus artış hızı korunduğu takdirde dünya nüfusunun 2030’lara doğru 8 milyara, 2050’de ise 9 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir.



Cinsiyet yapısı, en genel anlamıyla nüfusun kadın ve erkek nüfus olarak dağılımıdır. Çoğu ülkede kadın ve erkek nüfusun birbirine yakın değerlerde olduğu görülür. 2015 yılı dünya nüfus verilerine göre toplam nüfusun %50,45'i erkek, %49,55'i de kadınlardan oluşur (Grafik 2.1). Ancak yoğun göç olayının yaşandığı yerlerde cinsiyet dağılımında oransal olarak büyük farklılıklar görülebilir. Göç olayına genelde erkekler katıldığı için göç veren yerlerde kadın nüfus, göç alan yerlerde ise erkek nüfus oranının fazla olma ihtimali yüksektir. Ortalama yaşam süresi, ülkelerin sağlıktaki seviyeleri ile doğrudan ilişkili ve gelişmişliğin göstergelerinden biridir. Dünyadaki ortalama yaşam süresi 2015 yılı Birleşmiş Milletler verilerine göre 72 yıldır. Gelişmiş bir ülke olan Japonya'da ortalama yaşam süresinin 84 yıl, az gelişmiş bir ülke olan Nijer'de ise 59 yıl olduğu görülmektedir.

Nüfusun yaş gruplarına dağılımı, genel olarak üç gruba ayrılır. 0-14 yaş grubu çocuk nüfus, 15-64 yaş grubu yetişkin nüfus, 65+ yaş grubu ise yaşlı nüfus olarak ifade edilir (Grafik 2.3). Ülkelerdeki aktif nüfus oranının önemi; nüfusun aile tipleri, nüfus hareketleri ve iş gücü kapasitesi gibi özelliklerin yanı sıra eğitim, sağlık, gıda vb. alanlarda tüketime bağlı olarak ticari hareketliliği en fazla etkileyen yaş grubu olmasından kaynaklanmaktadır. 0-14 yaş aralığındaki nüfus ile 65 yaş üzeri nüfusa bağımlı nüfus denir. Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus olarak tabir edilen 65 yaş üzeri nüfus, gelişmemiş ülkelerde ise çocuk nüfus olarak tabir edilen 0-14 yaş grubu oransal olarak fazladır.

Okuryazar oranı, ülke kalkınmasında etkili olan bir başka faktördür. İyi eğitim görmüş nitelikli iş gücü, günümüz dünyasında büyük önem taşımaktadır. Bir ülke nüfusuna ait okuryazar oranının yüksek olması gelişmişlik ölçütleri arasında değerlendirilmektedir. Dolayısıyla günümüzde gelişmiş ülkelere bakıldığında eğitim-öğretim çağındaki nüfusa ait okuryazar oranının oldukça yüksek olduğu görülür. ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerinde okuma yazma oranı %100'e yakınken Mali, Çad, Somali ve Tanzanya gibi ülkelerde ise bu oran %50'nin altına düşmektedir (Grafik 2.4). Ayrıca eğitim seviyesi yüksek olan ülkeler, sahip olduğu nitelikli iş gücü sayesinde bilgi ve teknolojiyi de ileri düzeyde kullanabilmektedir. Bu tür ülkelerin kalkınmasında genç ve nitelikli iş gücünün fazlalığı önemli rol oynamaktadır.

Doğum ve ölüm oranları, nüfus sayımlarıyla elde edilebilen bir başka nüfus özelliğidir. Dünya genelinde bir yıl içinde meydana gelen doğum sayısının toplam nüfusa oranına doğum oranı denir. Benzer şekilde bir yıl içinde meydana gelen ölüm sayısının toplam nüfusa oranına da ölüm oranı denir. Gelişmiş ülkelerde doğum ve ölüm oranları azken gelişmemiş ülkelerde bu iki oranın da yüksek olduğu dikkat çekmektedir. 2015 yılı itibarıyla dünya doğum oranlarına ait ortalama ‰19,6, ölüm oranlarına ait ortalama ise ‰7,7 olarak tespit edilmiştir. Dolayısıyla dünya genelinde doğumlar ölümlerden fazla olduğu için dünya nüfusu artmaktadır.

Nüfus artış oranı, doğum ve ölüm oranları arasındaki farkı ifade eder. Doğum oranlarının ölüm oranlarından fazla olması nüfusun artmasına, az olması da nüfusun azalmasına neden olmaktadır. Doğumların ölümlerden fazla olması sonucu meydana gelen nüfus artışına doğal nüfus artışı denir. Doğal nüfus artışına ek olarak göçlerin etkisiyle meydana gelen nüfus artışına da gerçek nüfus artışı denir. Bir ülkedeki nüfus artış hızının olumlu ve olumsuz sonuçları olabilmektedir. Örneğin nüfus artış hızının yüksek olduğu bir ülke olan Somali'de beslenme, sağlık, barınma ve eğitim gibi hizmetlere duyulan ihtiyaç daha fazladır. Bu durum, devletin demografik yatırımlara ağırlık vermesini zorunlu kılmaktadır. Hızla artan nüfus, işsizliğin yükselmesine bu da insanların göç etmesine neden olabilir. Ayrıca ülkede kişi başına düşen millî gelir azalırken doğal kaynaklar da hızla tükenmeye başlar. Bunların yanı sıra Somali'de nüfus artış hızının fazla olması, bazı olumlu sonuçları da beraberinde getirir. Örneğin iş gücünün fazla olduğu ülkede işverenler çok düşük ücretlere işçi çalıştırabilmektedir. Temel ihtiyaçlara gereksinim fazla olduğundan mal ve hizmetlere olan talep de artar. Bu talebi karşılayabilmek için üretimde artış gözlenir. Genç ve dinamik nüfusun fazla olması ülkenin savunma gücüne de katkı sağlar.

Somali'ye göre nüfus artış hızının oldukça düşük olduğu Almanya'da da bu durumun oluşturduğu bazı olumlu ve olumsuz sonuçlar söz konusudur. Örneğin nüfus artış hızının az olmasından dolayı eğitim, sağlık ve ulaşım gibi hizmetler daha kalitelidir. Bu bağlamda anne ve bebek ölüm oranlarının oldukça düşük olduğu ülkede nüfusun temel ihtiyaçları karşılandığı için daha çok sanayi yatırımlarına ağırlık verilmiştir. Nüfus artış hızının düşük olması Almanya için bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Bu açıdan bakıldığında ülkede yaşlı nüfus oranı fazla, genç nüfus oranı ise azdır. Yaşlı ve emekli nüfus oranının fazlalığı ekonomi üzerinde baskı oluşturmaktadır. Çalışma çağındaki nüfusun azalması, gelecekte iş gücü yetersizliğine; bu da ülkenin dışarıdan göç almasına neden olur. Nitekim Almanya, 1950'li yıllardan itibaren dünyanın farklı ülkelerinden işçi göçü talebinde bulunmuştur. Gelişmiş ülkelerde doğal nüfus artışının az olması, zamanla aktif nüfus miktarının da azalmasına neden olur. Bu açıdan aktif nüfusa olan ihtiyaç başka ülkelerden göç yoluyla giderilmeye çalışılmaktadır. Göç yoluyla gelen insanlar, zamanla bu tür gelişmiş ülkelerin vatandaşlığına geçerek gerçek nüfus artışında etkili olur. Gelişmemiş ülkelerde ise doğal nüfus artışı fazla olduğundan aktif nüfusun büyük bir kısmı işsizdir. Dolayısıyla bu işsiz nüfus iş bulmak amacıyla başka ülkelere göç etmektedir. Bu durum, gelişmemiş ülkelerin gerçek nüfus artış hızlarının doğal nüfus artış hızlarından düşük olmasına neden olmaktadır.

Şehir ve kır nüfusu, bir ülkenin gelişmişlik seviyesi ile doğrudan ilişkilidir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun çoğunluğu şehirlerde, az gelişmiş ülkelerde ise kırsal kesimlerde yaşamaktadır. Böyle bir durumun yaşanmasına sanayileşme ve hizmet koşullarının yoğun olduğu şehirlere kırsaldan gelen göç dalgası neden olmuştur. Tarımsal faaliyetlerin ön planda olduğu az gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus şehir nüfusuna göre daha fazladır. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık %54'ü şehirlerde, %46'sı da kırsalda yaşamaktadır. Gelişmiş bir ülke olan İsveç'te şehir nüfusuna ait oran %86'lara ulaşmışken az gelişmiş bir ülke olan Çad'da ise bu oran %23'ler civarındadır.

Bir ülkeye ait nüfus miktarı ve nüfus artışıyla nüfusun yapısı ve demografik özellikleri, ekonomik yönden kalkınmayı etkileyen en önemli faktörler arasında yer alır. Bundan dolayı yapılacak yatırımlarla nüfus artışı arasında denge sağlanmalıdır. Kalkınma hızına uygun olan nüfus artışıyla ülkenin mevcut iş gücü ihtiyacı karşılanabilmektedir. Belirli bir düzeyde ilerleyen nüfus artışı ile nüfus gençleşeceği için ülke nüfusu sürekli kendini yenilemiş olacaktır. Ayrıca genç nüfus, dünyada meydana gelen değişime ve yeniliklere açık olduğundan üretime daha fazla katkı sağlar. Nüfus artışının azaldığı, hatta durduğu birçok ülkede zamanla yaşlı nüfus oranında artış gözlenmektedir. Bu sorun, Batı Avrupa ülkeleri ve Japonya başta olmak üzere gelişmiş birçok ülkede kendini göstermektedir. Dolayısıyla bahsedilen ülkeler, mevcut sorunu çözebilme adına nüfusu artırmaya yönelik çeşitli nüfus politikaları geliştirmektedir. Buna karşılık nüfusun gereğinden fazla arttığı ülkelerde ise insanların ihtiyaçları yeterince karşılanamadığı için çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
13 Haziran 2020 Cumartesi