Anlatım Biçimleri


Kategoriler: Türkçe

1. AÇIKLAYICI ANLATIM

  • “Öğretme” ve “bilgi verme” amaçlı düşünce yazılarında başvurulan anlatım biçimidir.
  • Açıklayıcı anlatımda genellikle “tanımlama” kullanılır.
  • Genellikle nesnel anlatıma dayanır.
  • Açıklama, ele alınan konulardaki bazı soruları aydınlatma, çözümleme işidir.
  • Düşünceye dayalı öğretici metinlerde kullanılır.
  • Makale, deneme, eleştiri, fıkra, mektup gibi türlerde kullanılır.

Aşağıdaki parçada açıklayıcı anlatım kullanılmıştır:



Aşık edebiyatı, din dışı konuları işleyen, âşık adıyla anılan ve söylediğini sazıyla çalan kişilerce oluşturulmuştur. Çalıp çığırma geleneğine dayanır Böylece ozanlar şiirlerini yazıyla değil, söz ve saz ile yayarlar. Sazları omuzlarında o diyar senin, bu diyar benim anlayışıyla gezerler.

2. TARTIŞMACI ANLATIM

  • Amaç, okuyucunun kanılarını (düşüncelerini) değiştirmektir.
  • Tartışmacı anlatımda yazar, iki farklı görüşten birini benimsetmeye çalışır.
  • Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
  • Eleştirici bir bakış açısıyla yazılır.
  • Onaylatma anlamı içeren “soru cümleleri” kullanılır.
  • “Bence, bana göre, kanımca, halbuki, oysaki, fakat, ama…” gibi sözcüklere yer verilir.
  • Daha çok öznel ifadeler içerir.
  • Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
  • Fıkra, deneme, eleştiri, makale gibi türlerde kullanılır.

Aşağıdaki parçada tartışmacı anlatım kullanılmıştır:

“Yaşayan dil” diye bir kavram dil bilimin sözlüğünde yoktun Böyle bir varsayış; dili, “canlı bir organizma” sayan donmuş bir anlayışın ürünüdür. Dil olaylarını nedenleriyle kavrayamayan, bunlar arasında bir bütünsellik kuramayanların yakıştırmacasıdır.

3. ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM

  • Öyküleme, olayların belirli bir zaman sırasına göre anlatımıdır.
  • Anlatılanlar, hareket halinde (devinim) verilir.
  • Öykülemenin amacı, okuyucuyu olay içinde yaşatmaktır.
  • Öykülemede temel öge “olay”dır, olaysız hiçbir anlatım öykü sayılamaz.
  • Olayın, kişi, yer, zaman ve gerçekleşebilen bir eylem olmak üzere dört ögesi vardır.
  • Hem sanatsal hem de öğretici metinler, öyküleyici anlatımla yazılabilir.
  • Özellikle hikâye, roman, anı, fabl, masal, efsane gibi metin türlerinde kullanılır.
  • Aşağıdaki parçada öyküleyici anlatım ağır basmaktadır:

“Adalarda oturanlar, akşamüzeri iskeleye çıkıp gelenleri karşılar, gidenleri uğurlarlar; gençler arkadaşlarıyla buluşur; yaşlılar çay bahçelerinde, aralarında söyleşirler. Saat dokuza gelince, herkes evine dönmüş, sofraya oturmuş olur. Adalara gezmeye gelen birkaç kişi dışında kimseleri göremezsiniz ortalıkta.”

  • Olay, hem birinci hem de üçüncü kişinin ağzından aktarılabilir. Anlatıcı gözlemci gibi davranıyorsa üçüncü kişili anlatım, anlatıcı kendi ağzından kendisiyle ilgili bir durumu anlatıyorsa birinci kişili anlatım söz konusudur.

“Kemal, direksiyonun başında doğruldu. Kontağı açtı. Motora gaz verdi. Derenin içine, bahçelerin arasına kamyonetini yöneltirken bir yandan da aralıksız kornaya basıyordu.” ( üçüncü kişili anlatım)

“Bir şey söyleyecektim. Elini kaldırdı. Sus işareti verdi. Sustum. Oltaya asıldı. Yakaladığı beş altı kiloluk bir kırlangıçtı. En azından bir onluğu vardır diye düşündüğünü sanıyordum.” ( Birinci kişili anlatıcı)



4. BETİMLEYİCİ ANLATIM (TASVİR ETME)

  • Betimleme (tasvir), malzemesi sözcük olan soyut resimdir adeta.
  • Sözcüklerle resim çizmedir betimleme.
  • Betimlemede varlıkların; görme, işitme, tatma, dokunma ve koklamayla algıladığımız nitelikleri doğrudan tanıtabildiği gibi, bu niteliklerin duygu dünyamızda yarattığı etkiler de yansıtılabilir.
  • Roman, hikâye, masal, anı, tiyatro, gezi yazısı gibi türlerde kullanılır.
  • Sözcüklerin yan ve mecaz anlamlarına yer verilir.
  • Görsel ögelere ağırlık verilir.
  • Gözlem önemli yer tutar.
  • İşitsel ögelere yer verilebilir.
  • Ayrıntılar üzerine yoğunlaşılır.
  • Niteleme sıfatlarına, sözcüklerin ayırıcı özelliklerine, renk ve durum bildiren sözcüklere yer verilir.

Refik Halit Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” adlı eserinden alınan aşağıdaki parçada betimleyici anlatım ağır basmaktadır:

“Birden, havada karanlığı bir ustura gibi acısız ve belirsiz yaran beyaz bir şimşek parladı, rüzgârın ıslaklığı içinde dumandan bir kol, bir ışıklı sis sütunu keramet gösteren nurdan bir asa gibi uzandı; derhal bir köyün bir parçasında, içinde pelte gibi bir şeker parlaklığı ve tutkal yapışkanlığı sezilen tatlı, cilalı bir güneş açtı; sonra gene karanlık çöktü. Son vapur; elinde aydınlık sopasıyla yolunu arayarak ve bununla karanlıkları kakarak geliyordu. Düdük, yaş gök ve ıslak hava içinde çürük bir tülbendin yırtılışı gibi akissiz, şevksiz bir hırıltı gibi dağlarda bunaldı.”

Betimleme ikiye ayrılır:

Sanatsal ve izlenimsel betimleme

  • Dil “şiirsel işlev”de kullanılır.
  • İzlenim kazandırmak için yazılır.
  • Değişik duyularla ilgili ayrıntılar üzerinde durulur.
  • Ayrıntılar öznel olarak verilir.
  • Amaç sanat yapmaktır.
  • Ayrıntılar arasında seçme yapılarak en belirleyicisi verilir.
  • Bilgiler duyusal, izlenimsel bir sıra içinde verilir.
  • Kişisel yorumlama yapılır.
  • Özel ayrıntılar üzerinde durulur.

Açıklayıcı betimleme

  • Dil “göndergesel işlev”de kullanılır.
  • Bilgi vermek için yazılır.
  • Sözcükler gerçek anlamda kullanılır.
  • Ayrıntılar nesnel bir biçimde verilir.
  • Amaç sanat yapmak değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
  • Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
  • Betimleme yapılırken kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
  • Ayrıntılar olduğu gibi fotoğraf gerçekliğiyle yansıtılır.
  • Bilgiler şematik, sayıp dökmeler halinde verilir.
  • Kişisel yorumlama yapılmaz.
  • Genel ayrıntılar üzerinde durulur.

Betimlemede Duyuların Kullanımı

  • Betimleme duyularımıza seslenen bir anlatım biçimidir.
  • Varlıkları sözcüklerle “resimlendirme” biçimine getiren betimlemede varlıkların ayırıcı özelliklerine yer verilir.
  • Varlıkları nitelendirme, ayırıcı özelliklerini ortaya koyma duyu organlarıyla olur.
  • Betimlemede “dokunma”, “işitme”, “görme”, “tatma” ve “koklama” duyularına ait unsurlar kullanılabilir.

Sararmış kâğıt parçasındaki şiiri okudukça anıların, eski günlerin içine dalıyordu. (Görme)

Adamın gürültülü, peltek konuşmasını dinledikçe sıkıntıdan terliyordu. (İşitme)

Bursa ipeklisi gibi yumuşak, sarı, dalgalı saçlarını okşadıkça bir mutluluk duyuyordu. (Dokunma — görme)



Uzayıp giden bu çorak, bomboz topraklar artık eskisi gibi çiçek kokmuyordu. (Koklama)

Erzurum taşından yapılmış yüzüklere, işlenmiş renk renk kolyelere hayranlıkla bakıyordu. (Görme)

Limonun ekşi tadı çocuğun damağında hiç güzel bir tat bırakmamıştı. (Tatma)

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
20 Haziran 2020 Cumartesi