Osmanlı Devleti’nde Modern Ordu Teşkilatı ve Yurttaş Askerliği 11. Sınıf


Kategoriler: 11. Sınıf Tarih, Devrimler Çağında Değişen Devlet-Toplum İlişkileri 11. Sınıf, Tarih

Zorunlu Askerlik Sisteminden Ulus Devlete

Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarından itibaren düzenli orduların önemini kavramış ve farklı niteliklere sahip ordular kurmuştur. Osmanlı Devletinde düzenli orduların var olduğu ilk dönemlerde Avrupa’da; paralı askerler ve asillerin gönderdiği birlikler ağırlıkla kullanılmıştır.



Osmanlı Devletinin aksine Avrupa’da genellikle aristokratlar (soylular) komutan olarak ve onlara bağlı paralı askerler de ordu olarak kabul edilmişlerdir. Örneğin XVII. yüzyıl Fransız krallarından XIV. Lui, sarayında topladığı aristokratlardan ve onlara bağlı askerlerden büyük bir ordu meydana getirmiştir.

Avrupa ülkeleri içerisinde ilk profesyonel askerlik faaliyetleri de Fransa’da, ihtilal sonrasında ortaya çıkmıştır. Fransız İhtilalinin etkilerinden ülkelerini korumak isteyen İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya gibi krallıklar, ihtilalin hemen ardından Fransa’ya savaş açmışlardır. Fransa ise bu durum karşısında Avrupa’nın askerî müdahalesini önleyebilmek için “genel seferberlik’ kanunu (Levee en masse) ilan etmiş ve kitleleri topluca askere almaya başlamıştır. Ağustos 1793’te Milli Konvansiyon’da kabul edilen bu kanunla bütün vatandaşlar asker kabul edilmiştir.

‘Levee en masse’ ile toplanan genç bekâr erkeklerden savaşmaları, evli erkeklerden nakliyata ve mühimmat teminine yardımcı olmaları, kadınlardan üniforma ve çadır dikmeleri, çocuklardan ise kumaş toplamaları istenmiştir. Bu uygulama Fransız İhtilal Savaşları boyunca geçerliliğini korumuş ve bu durum Fransız ordusunun, o devre kadar kurulmuş olan ordulara göre çok büyük bir sayılara ulaşmasını sağlamıştır. (Örneğin Napolyon’un Rusya seferinde asker sayısı 600 binin üzerine çıkmıştır.)

Genel seferberlik ilan ederek ordu toplama sistemi olan “yurttaş orduları”, Fransa’dan sonra Kıta Avrupa’sındaki diğer devletlere de yayılmıştır. Bu sistemin uygulanmasıyla bir anda kitlesel orduların önü açılmıştır. Avusturya ve Prusya devletleri de Fransız ordusundaki bu büyük sayısal artışa yetişebilmek için seferberlik sistemine 1792’de geçmişler ve zaman içerisinde bu uygulama bütün dünyaya yayılmıştır.

Bilgi: Sanayi İnkılabı XIX. yüzyılda sömürgecilik faaliyetlerinin de artmasıyla dünya güç dengelerini değiştirmiştir. Sanayileşen Avrupa devletleri dünya politikasında ağırlık kazanmış, Avrupalı devletlerin hakimiyet alanları Afrika, Amerika, Uzak doğu ve Asya’ya doğru genişlemiştir.



Seferberlik anlayışının beraberinde getirdiği bir diğer olgu ise orduların büyük oranda, ülkesine bağlı vatandaşlardan oluşmaya başlamasıdır. Fransızlar, vatandaşları ordu saflarına katmak için ülkeye bağlılık ve sadakat gibi kavramlarla gerekli millî bilinci sağlamışlardır. Bu durum da Fransa’da milliyetçiliği ortaya çıkarmıştır.

Fransız İhtilali ile ortaya çıkan vatanseverlik duygusu, eskiden kral için savaşan orduları, vatan ve millet duyguları etrafında birleştirmiş ve bu durum cumhuriyet düşüncesinin yerleşmesine zemin hazırlamıştır.

Bilgi: Kral için değil vatan için savaşan ordu anlayışı XIX. yüzyıl başlarında Napolyon’un başarılarının temel nedenlerinden sayılmıştır Yüzyılın ikinci yarısında ulusal birliğini sağlayan Almanya ve İtalya ordularının başarıları da bu anlayışa bağlı olarak gelişmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Modern Ordu Kurma Çabaları 

Osmanlı modernleşmesi, XVlII. yüzyıl başlarından itibaren başlayan ve devletin yıkılışına kadar sürdürülen bir “devleti ayakta tutma” çabasıdır. XVIII. yüzyıl başlarına kadar askerî ve siyasî alanlarda kendisini yeterli görmeye devam etmiş ve Batı’nın gücünü gözle görülür hale gelene kadar kabullenmemiştir. Osmanlı Devletinin Batı karşısında yaşadığı gerilemeyi fark etmesi ve kabullenmesi ise yaşanan büyük yenilgiler ve kaybedilen topraklar dolayısıyla mümkün olmuştur.

XVIII. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’nin bir asırlık dönemde sürekli toprak kaybetmesi ve zayıflaması devleti eski alışkanlıklarını değiştirmeye zorlamıştır. Bu dönemde Osmanlı, merkezî yönetimi güçlendirmekle birlikte hem sayısal olarak hem de nitelik ve teknik bakımdan gelişmiş bir askeri örgütlenmeye mecbur kalmıştır.

XVIII. yüzyılda ordunun modernleştirilmesi ve askeri alanda Batı örneğinin Osmanlı ordusunda uygulanmasına I. Mahmut’un 1730’da tahta çıkmasıyla başlanmıştır. Ardından III. Mustafa ve I. Abdülhamid’le devam eden askeri alanda batılılaşma süreci, asıl ivmeyi III. Selim ve II. Mahmut devirlerinde yaşamıştır.



Nizam-ı Cedit Ordusu

 II. Mahmut Dönemi Askeri Islahatları



Sekban-ı Cedid Ocağı

Eşkinci Ocağı



 Yeniçeri Ocağının Kaldırılması ve Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyenin Kurulması

Askeri Meclis ve Harp Okulunun Kurulması

III. Selim ve Nizam—ı Cedit Ordusu

1787—1792 Osmanlı-Rusya ve Avusturya Savaşlarının sona ermesinin ardından Sadrazam Koca Yusuf Paşa, bu cephelerden İstanbul’a dönerken beraberinde birkaç Avrupalı subay da getirmiştir. Bu subaylar Levent çiftliğinde az sayıda askere eğitim yaptırmakla görevlendirilmişler ve böylece Nizam-ı Cedit ordusun da çekirdeği ortaya çıkmıştır.

III. Selim Dönemi'nde askerî alandaki çalışmaların en önemli ayağını oluşturan ve Batı tarzında kurulan ilk ordu Nizam-ı Cedit Ordusu olarak adlandırılmıştır. 'Yeni Düzen’ anlamına gelen Nizam-ı Cedit kavramı, III. Selim Döneminin geneli için kullanılan bir isim olmuştur.

III. Selim Devrinde yeni bir ordu kurulması düşüncesinin temel sebebi, Yeniçeri Ocağı'nın ıslahat yoluyla düzeltilemeyecek durumda olmasıdır. Birçok alanda ıslahat yapılması ihtiyacınıgören III. Selim, tahta henüz çıktığı sıralarda yenileşme düşüncesini benimsemiştir. Açık fikirli ve yenilik taraftarı bir ekibi toplantıya çağıran III. Selim, 'Meşveret Meclisi’ denilen bu ekibin başına da Rumeli Kazaskeri İsmail Paşazade İbrahim İsmet Bey'i getirmiştir.

72 maddeden oluşan Nizam-ı Cedit programı uygulanırken Osmanlı Devleti, özellikle Fransa'dan yararlanmış, özellikle askerî alanda Fransız uzmanların katkısını sağlamıştır. Ordunun teknik ihtiyaçlarını karşılamak için 1796’da Fransa'dan top, humbara dökümcüsü, top kundağı ve tüfekçi işçileri getirilmiştir. Fransa dışında Prusya'dan da subay ve danışmanlar getirilmiş ve bunlardan Albay Von Goetze, 1798'de III. Selim'in isteği üzerine Osmanlı kara birliklerinde incelemelerde bulunmuştur.

III. Selim, Yeniçerilerin düşmanlıklarının kazanılması durumunda, çıkacak bir isyanla yeni orduya halel gelebileceğini görmüştür. Bu sebeple Nizam—ı Cedit ordusu ayrı bir ocak olarak değil, Bostancı, Tüfenkçi Ocakları adıyla ’Bostaniyan-ı Hassa Ocağı'na bağlanmıştır.

Nizam-ı Cedit ordusunun ilk kışlası Cezayirli Gazi Hasan Paşa'ya ait olan Levend Çiftliği'nde kurulmuştur. Daha sonra artan Üsküdar'da bugünkü Selimiye Kışlası'nın temelleri atılmıştır. Askerler 25 yaşını geçmemiş, temiz ailelere mensup yiğit gençlerden seçilmiştir.

Batı tarzında kurulan Nizam— ı Cedit ordusunun masraflarını karşılamak üzere irad-ı Cedit vergisi konulmuş ve buradan elde edilen gelirle İrad-ı Cedit hazinesi oluşturulmuştur. Yine III. Selim döneminde, Kara ve Deniz Mühendishaneleri, tersanecilik ve hafif topçu ocağı geliştirilmiş, yeni ordunun eğitimi için de Avrupa’dan subaylar getirilmiştir. Nizam-ı Cedit ordusu, Napolyon'un Mısır’ı işgali sırasında Akka kalesi önlerinde Fransız ordusunu yenilgiye uğratmıştır.

Şehzadeliğinden itibaren, Fransa ile yakın ilişkiler kurmuş olan III, Selim, yaptığı askerî reformlarda da çoğunlukla Fransız uzmanlardan yararlanmıştı. Ancak İngilizlerle mücadele içerisinde olan Fransa, İngiltere'nin Hindistan’la olan irtibatını kesmek ve Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendirmek amacıyla Mısır'ı işgal etmiştir. Böylece Afrika’da bir sömürge imparatorluğu kurmak ve çökmekte olan Osmanlı Devletinden pay almak isteyen Fransa, Osmanlı'ya karşı saldırgan bir siyaset izlemiştir.

Fransa'nın bu işgaline karşı başarılı bir savunma yapan Nizam-ı Cedit ordusu, Fransızların Suriye’ye doğru ilerlemesini önlemiş ve Fransızları Mısır’dan da İngilizlerle Rusların yardımıyla çıkarmıştır. Bu savaşlar Osmanlı Devleti'nin Nizam-ı Cedit Ocağı’nı kurmaktaki haklılığını göstermektedir. Yeni ordunun Akka zaferindeki başarıları kısa bir süre olumlu etki sağlamış olsa da Yeniçerilerin rahatsızlığını iyiden iyiye artırmıştır.

Padişah III. Selim'in bütün gayretlerine rağmen Nizam-ı Cedit’e olan düşmanlık her geçen gün aitmiş, Yeniçerilerin dışında, üzerilerindeki devlet otoritesinin güçlenmesini istemeyen Ayanlar ve ulema da çoğunlukla Nizam-ı Cedit’e karşı çıkmıştır. Sanata düşkün olan padişahın düzenlediği eğlenceler de Nizam-ı Cedit aleyhine kullanılır hale gelmiştir.

1806—1812 Osmanlı Rus Savaşının başlaması üzerine ordunun büyük bir kısmı cepheye yürüyünce İstanbul’da bir grup yeniçeri güvenlik amacıyla bırakılmıştı. Yeniçeri ileri gelenlerinden Kabakçı Mustafa isimli bir çavuş öncülüğünde ayaklanan yeniçeriler, III. Selim’i tahttan indirmişler, yeğeni IV. Mustafayı tahta çıkarmışlar ve yeni padişaha Nizam—ı Cedit ordusunu kaldırtmışlardır.

Temel Yeterlilik Sınavı (TYT)
22 Haziran 2019 Cumartesi