8. Sınıf Lgs Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasında Yaşanan Gelişmeler Test 1

Soru 14 / 14

🎓 8. Sınıf Lgs Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasında Yaşanan Gelişmeler Test 1 - Ders Notu ve İpuçları

Bu ders notu, 8. sınıf LGS konularından olan Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası'nı kapsamaktadır. Notlarımız, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan II. Dünya Savaşı'nın eşiğine kadar geçen sürede izlediği dış politika ilkelerini, karşılaştığı önemli sorunları ve bu sorunlara getirdiği çözümleri detaylı bir şekilde ele almaktadır. Özellikle Lozan Antlaşması'ndan kalan sorunlar, bölgesel güvenlik arayışları ve dünya barışına katkı çabaları üzerinde durulmuştur. Bu notlar sayesinde sınav öncesi son tekrarınızı yaparak bilgilerinizi pekiştirebilirsiniz. 🚀

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren uluslararası ilişkilerde belirli temel ilkeler doğrultusunda hareket etmiştir. Bu ilkeler, ülkenin bağımsızlığını korurken dünya barışına da katkıda bulunmayı amaçlamıştır.

  • Bağımsızlık ve Egemenlik: Misakımilli sınırları içinde tam bağımsızlık esastır. Hiçbir devletin iç işlerine karışılmamış, kendi iç işlerine karışılmasına da izin verilmemiştir. Tıpkı bir bireyin kendi kararlarını kendi vermesi gibi, Türkiye de kendi kaderini kendi belirlemiştir. 🇹🇷
  • Yurtta Barış, Dünyada Barış: Mustafa Kemal Atatürk'ün bu sözü, Türk dış politikasının temel felsefesini oluşturur. Ülke içinde huzur ve istikrar sağlanırken, uluslararası alanda da barışçıl çözümler aranmıştır. Komşularla iyi ilişkiler kurmak ve bölgesel çatışmalardan uzak durmak hedeflenmiştir. 🕊️
  • Akılcılık ve Gerçekçilik: Hayalperest politikalardan uzak durulmuş, mevcut koşullar ve uluslararası denge göz önünde bulundurularak somut adımlar atılmıştır.
  • Hukuka Bağlılık: Uluslararası hukuka ve antlaşmalara saygılı olunmuş, sorunların barışçıl yollarla ve hukuk çerçevesinde çözülmesi hedeflenmiştir.
  • Milli Menfaatleri Esas Alma: Tüm dış politika adımlarında Türkiye'nin çıkarları ön planda tutulmuştur.

💡 İpucu: Atatürk'ün "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesi, hem iç politikada hem de dış politikada barışı ve güvenliği hedeflediğini gösterir. Bu ilke, Türkiye'nin saldırgan değil, savunmacı bir politika izlediğinin de kanıtıdır.

Lozan Antlaşması'ndan Kalan Sorunlar ve Çözümleri

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi niteliğinde olsa da, bazı konuların çözümü sonraya bırakılmış veya tam olarak Türkiye'nin istediği gibi olmamıştır. Bu sorunlar, Atatürk dönemi dış politikasının önemli gündem maddelerini oluşturmuştur.

1. Musul Sorunu

  • Lozan'da çözülemeyen tek konudur. İngiltere ile Türkiye arasında Musul'un kime ait olacağı konusunda anlaşmazlık yaşanmıştır.
  • İngiltere'nin Musul'da ısrarcı olmasının temel nedeni, bölgenin zengin petrol yataklarına sahip olmasıydı. ⛽
  • Sorun, Milletler Cemiyeti'ne taşınmış, ancak Cemiyet İngiltere lehine karar vermiştir.
  • 1926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul, Irak'a (İngiliz mandası altındaki Irak'a) bırakılmıştır. Türkiye, Musul petrollerinin gelirinden %10 pay almayı kabul etmiştir.

⚠️ Dikkat: Musul sorunu, Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve ekonomik çıkarları açısından önemliydi. İngiltere'nin bölgedeki sömürgeci emelleri sorunun çözümünü zorlaştırmıştır.

2. Nüfus Mübadelesi

  • Türkiye ile Yunanistan arasında, Lozan'da kararlaştırılan nüfus değişimi sırasında "yerleşik" Rumlar ve Türkler konusunda anlaşmazlık çıkmıştır. Yunanistan, İstanbul'daki Rumları mübadele dışında tutmaya çalışarak Türkiye'nin iç işlerine karışma ve Rum nüfuzunu koruma amacı gütmüştür.
  • Sorun, Milletler Cemiyeti'ne taşınmadan, iki ülke arasında yapılan görüşmeler sonucunda 1930'da imzalanan "Ahali Mübadelesi Antlaşması" ile çözülmüştür. Bu antlaşma ile iki ülke arasında dostluk dönemi başlamıştır. 🤝

3. Yabancı Okullar Sorunu

  • Osmanlı döneminden kalan yabancı okullar, Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemine ve milli menfaatlerine aykırı faaliyetlerde bulunabiliyordu.
  • Türkiye, Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) ile tüm okulları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlamış ve denetim altına almıştır. Yabancı okulların Türk müfettişler tarafından denetlenmesi, Türkçe ve Tarih derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması gibi şartlar getirilmiştir.
  • Fransa başta olmak üzere bazı Avrupalı devletler bu duruma tepki göstermiş, ancak Türkiye bağımsızlık ve egemenlik ilkesinden ödün vermeyerek bu talepleri reddetmiştir. 📚

💡 İpucu: Yabancı okullar sorunu, Türkiye'nin iç egemenliğini ve eğitimdeki milli birliği sağlama çabasının bir göstergesidir. Tıpkı bir ailenin kendi evinin kurallarını kendi belirlemesi gibi, Türkiye de kendi topraklarındaki eğitim kurumlarının kurallarını kendi koymuştur.

4. Boğazlar Sorunu ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi

  • Lozan Antlaşması'na göre Boğazlar, uluslararası bir komisyon tarafından yönetiliyor ve Türkiye'nin Boğazlar üzerinde tam egemenliği yoktu. Ayrıca Boğazların her iki yakası askerden arındırılmıştı, bu da Türkiye'nin güvenliği için bir zafiyet oluşturuyordu.
  • 1930'lu yılların ortalarından itibaren Almanya ve İtalya'nın saldırgan politikaları, II. Dünya Savaşı tehlikesini artırmıştır. Bu durum, Türkiye'yi Boğazların statüsünü değiştirmek için harekete geçirmiştir.
  • Türkiye, barışçıl yollarla ve uluslararası hukuka uygun olarak Milletler Cemiyeti'ne başvurmuştur.
  • 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, Boğazların yönetimi ve savunması tamamen Türkiye'ye bırakılmıştır. Türkiye, Boğazlarda asker bulundurma hakkını elde etmiştir. Bu, Türk dış politikasının en büyük diplomatik başarılarından biridir. 🎉

⚠️ Dikkat: Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin egemenlik haklarını tam olarak kazanması ve stratejik bir bölge olan Boğazlar üzerindeki kontrolünü sağlaması açısından çok önemlidir. Dünya barışının bozulma riski, Türkiye'nin bu talebinin kabul edilmesinde etkili olmuştur.

II. Dünya Savaşı Öncesi Barışı Koruma Çabaları ve Türkiye'nin Güvenlik Politikaları

1930'lu yıllarda dünya genelinde artan savaş tehlikesi karşısında Türkiye, hem kendi güvenliğini sağlamak hem de dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla çeşitli diplomatik ve askeri adımlar atmıştır.

1. Milletler Cemiyeti'ne Üyelik

  • Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası sorunları barışçıl yollarla çözmek amacıyla kurulmuştur.
  • Türkiye, başlangıçta Cemiyet'in büyük devletlerin çıkarlarına hizmet ettiğini ve Musul sorununda tarafsız davranmadığını düşündüğü için üye olmamıştır.
  • Ancak 1930'lu yıllarda dünya barışının bozulmaya başlaması ve Türkiye'nin barışçıl politikalarını uluslararası alanda desteklemek istemesi üzerine, 1932 yılında İspanya'nın daveti ve Yunanistan'ın desteğiyle Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştur.
  • Üyelik hedefleri: Uluslararası barışa katkıda bulunmak, sınırlarını uluslararası güvenceye kavuşturmak, uluslararası iş birliğini geliştirmek.
  • Cemiyet'in başarısızlık göstergeleri: Avrupa'da silahlanma yarışının başlaması ve II. Dünya Savaşı'nın çıkması. Bu durum, Cemiyet'in uluslararası barışı koruma görevinde yetersiz kaldığını göstermiştir. 📉

💡 İpucu: Milletler Cemiyeti'ne üyelik, Türkiye'nin "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesinin uluslararası alandaki bir yansımasıdır. Ancak Cemiyet'in zayıflığı, Türkiye'yi bölgesel güvenlik paktlarına yöneltmiştir.

2. Bölgesel Paktlar: Balkan Antantı ve Sadabat Paktı

Türkiye, yaklaşan savaş tehlikesine karşı bölgesel iş birliğini güçlendirmek ve sınırlarını güvence altına almak için iki önemli pakt imzalamıştır.

  • Balkan Antantı (1934): Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmıştır. Amacı, İtalya ve Almanya'nın Balkanlar üzerindeki yayılmacı politikalarına karşı Batı sınırlarımızı güvence altına almaktır. 🛡️
  • Sadabat Paktı (1937): Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır. Amacı, Ortadoğu'daki İtalya ve Almanya tehdidine karşı Doğu sınırlarımızı güvence altına almak ve bölgesel barışı korumaktır. 🤝

⚠️ Dikkat: Bu paktlar, Türkiye'nin hem askeri hem de diplomatik ve siyasi önlemler alarak güvenliğini sağlamaya çalıştığını gösterir. Bölgesel iş birliği ile "komşularla iyi ilişkiler" ilkesi pekiştirilmiştir.

3. Hatay Sorunu

  • Lozan Antlaşması'na göre Hatay (İskenderun Sancağı), Fransa mandası altındaki Suriye'ye bırakılmıştı, ancak özel bir statüye sahipti. Bölgedeki Türk nüfusunun yoğunluğu ve Misakımilli sınırları içinde yer alması nedeniyle Türkiye için önemli bir sorundu.
  • Fransa'nın Suriye'deki mandasının sona erecek olması, Türkiye'yi harekete geçirmiştir. Türkiye, Hatay'ın bağımsızlığını ve ardından anavatana katılmasını hedeflemiştir.
  • Milletler Cemiyeti'nin de devreye girmesiyle Hatay bağımsızlığını ilan etmiş (Hatay Devleti), ardından 1939 yılında yapılan bir referandumla Türkiye'ye katılmıştır. Bu, Atatürk'ün vefatından sonra gerçekleşen ancak onun büyük çabalarıyla çözülen son toprak sorunudur. 🇹🇷

Atatürk'ün Dünya Barışı ve Geleceğe Yönelik Öngörüleri

  • Atatürk, 1930'lu yıllarda "Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum" sözüyle yaklaşan II. Dünya Savaşı tehlikesini ve uluslararası gerilimi öngörmüştür. ☁️
  • Balkan Birliği gibi bölgesel iş birliği fikirlerini destekleyerek, küçük devletlerin birleşerek büyük tehlikelere karşı daha güçlü olabileceğini vurgulamıştır. Bu öngörüler, onun sadece bir lider değil, aynı zamanda ileri görüşlü bir devlet adamı olduğunu göstermektedir.
  • Atatürk, barışın sadece bir ülkenin değil, tüm dünyanın sorumluluğu olduğunu ve uluslararası iş birliğinin önemini her fırsatta dile getirmiştir.

Bu notlar, Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası'nın temel taşlarını anlamanıza yardımcı olacaktır. Unutmayın, bu dönemdeki olaylar ve alınan kararlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü dış politikasının da temellerini oluşturmaktadır. Başarılar dileriz! 🌟

🪄

Testler ve Çalışma Kağıdı mı Lazım?

İstediğin konuyu yaz; MEB uyumlu çoktan seçmeli testler, konu özetleri ve çalışma kağıtları saniyeler içinde hazırlansın. Ücretsiz PDF indir!

⚡ Hemen Hazırla
  • Cevaplanan
  • Aktif
  • Boş